KAPAK

İyı kı Çatlı var

İyı kı Çatlı var
Bu bir Çatlı efsanesidir. 21. yüzyıla girerken Türkiye'de yaşanan bu efsane, bilinen tarihi efsanelerden birçok yönüyle farklı. Bir kere Çatlı'nın mitolojik kahramanlara benzeyen yönleri yok denecek kadar azdı. Ne 3 metre boyu vardı, ne de arkasından gelecek tehlikeleri görebileceği fazladan bir gözü. Sadece iki eli ve iki bacağı vardı. Üstelik diğer efsanelerin kahramanları gibi iki yüz yıl da yaşamamıştı. Hatta çağının yaş ortalamasından çok önce, henüz 40 yaşında ölmüştü. Yaşadığı süre içinde sadece yakın dostlarının tanıdığı Çatlı'nın ismini öldüğü gün duymayan kalmamıştı. Televizyonların ve gazetelerin onun hakkında söylediklerine bakılırsa, Çatlı ya gerçek yaşını gizlemişti, ya da birkaç Çatlı aynı anda yaşamıştı. İnsanlar yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden aynı zamanda onun yakın dostu Drej Ali'nin "Çatlı bir efsanedir" sözüne başlangıçta inanmamış olsa da, bir süre sonra bu fikre kendilerini alıştırmak zorunda kaldılar. Hatta bu fikri öylesine benimsediler ki, bugüne kadar karanlıkta kalan pek çok olayın Çatlı tarafından gerçekleştirildiği düşünülmeye başlandı. Efsanelerde nasıl ki yer ve zaman problemi olmazdı, Çatlı'nın durumu da ondan farklı değildi. Birisi çıkıp "Kennedy suikastının arkasında Çatlı vardı" dese, Abdullah Çatlı'nın o tarihte 7 yaşında olduğu düşünülmeden, "Vay be, ne işler yapmış bu adam" demekten kendimizi alamayacak bir duruma geldik. Eğer gazeteler Çatlı hakkında benzer iddialarına devam ederse bir süre sonra anneler çocuklarını "Çatlı geliyor" diye korkuturken, siyasiler de birbirlerini Çatlı'nın adamı olmakla suçlayacak.

Çatlı'nın bir efsane haline gelmesinin baş sorumlusu ise bizleriz. Yani medya mensupları. Belki de biz onu kahraman yapmakla Çatlı'ya olan vefa borcumuzu ödedik. Çünkü o en zor zamanımızda imdadımıza yetişmiş, onurumuzu kurtarmamızı sağlamıştı. Bununla da yetinmeyip, adı birçok karanlık işe karışmış olanlara da yardım elini uzattı. Suçlamalardan dolayı zan altında kalan yetkililer Çatlı'yı "günah keçisi" yaparak, kendilerini temize çıkarma yarışına girdiler. Medya gibi onlar da Çatlı'ya borçlandılar.

İyi ki Çatlı var

Susurluk kazası sonrası yaşananlar Türkiye'de bir bakanın istifasına ve bir emniyet müdürü ile 5 emniyet görevlisinin görevden alınmasına neden olmuştu. Şüphesiz bunda en büyük pay medyanındı. TRT'nin sıradan bir trafik kazası olarak verdiği haber, özel televizyonlar ve gazeteler tarafından günlerce manşete çekilince, İçişleri Bakanı Mehmet Ağar kendisine yapılan ithamlara karşı istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu istifa önemli bir zaferdi medya adına. Ve bu zafer kısa bir süre sonra medya için bir kalkan vazifesi görmeye başladı. Sabah ve Hürriyet grubu yanlarına Cumhuriyet gazetesini de alarak "İyi ki medya var" sloganıyla temiz toplum bayraktarlığına soyundu. Tam da yeni basın yasasının tartışıldığı bir dönemde yaşanan Susurluk kazası, medyanın işine yaradı. Dağıtım şirketlerinin tek elde toplanması nedeniyle başlayan gazeteler arasındaki kavgada hükümet, Sabah ve Hürriyet grubunun karşısında yer almış ve yeni bir dağıtım yasası çıkarmıştı. Daha önceki dönemlerde basına verilen teşvikleri de kısan hükümet, bir de yeni basın yasası çıkarma hazırlıklarına girince büyük gazeteler çok zor durumda kalmıştı. Refahyol hükümetine yönelttikleri eleştirilerin dozunu iyice artırmışlardı; ancak kamuoyunun medya ile ilgili düşünceleri hiç de içaçıcı sayılmazdı. Medyanın hükümete karşı dayanması çok zor görünüyordu, ta ki 3 Kasım tarihine kadar. İşte o anda bir adam ortaya çıktı ve medyayı kurtardı. Abdullah Çatlı adındaki bu efsane, medyanın onur savaşının öncülüğünü yaptı.

"İyi ki Çatlı var" diyen sadece medya değildi elbette. Adı karınlık işlere karışan, bir dönem Çatlı ile birlikte hareket eden, gerek devlet adına yapılan eylemlerde gerekse kanun dışı faaliyetlerde onunla ortak çalışan birçok insan Susurluk kazasından sonra kendilerini temize çıkarma yarışına girdiler. Tabii bunun için en uygun isim Çatlı idi. Kaza sonucu hayatını kaybeden Çatlı hiçbir şeye itiraz edemez, hiçbir suçlamayı reddedemezdi. Gazinocular Kralı Ömer Lütfi Topal'ı kimin öldürdüğü tartışmaları da bunun bir göstergesi. Topal'ın öldürüldüğü yerde bulunan silahlardaki parmak izi ancak 4.5 ay sonra tesbit edilebilmiş ve cinayeti Çatlı'nın işlediği belirtilmişti. Emniyet tarafından kime ait olduğu kolaylıkla belirlenebilecek parmak izinin 4.5 ay gibi uzun bir sürede tesbit edilmesinin cevabını ise henüz kimse verebilmiş değil.

İkinci Çağrıcı vakası

Çetin Emeç'e suikast iddiasıyla tutuklanan İrfan Çağrıcı da bir dönem Çatlı ile benzer bir kaderi paylaşmıştı. Turan Dursun'u öldürmekten Uğur Mumcu suikastına kadar aydınlanmamış ne kadar faili meçhul olay varsa Çağrıcı'nın üzerine yıkılmak istenmiş, İslami Hareket Örgütü ve Hizbullah'ın kurucusu olmakla suçlanmıştı. Hatta dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin bir televizyon kanalında Mumcu'nun katilinin Çağrıcı olduğunu söylemişti. Ancak İstanbul DGM Başsavcılığı Sezgin'i yalanlayarak Çağrıcı'nın Mumcu suikastıyla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı. Geçmişte ne kadar faili meçhul varsa Çağrıcı'ya yıkma yanlışlığına düşen basın bugün de aynı hataya düşmekten kurtulamadı.

Efsane adam

Susurluk kazasının polis—devlet—mafya üçgeninde mafyayı temsil eden Abdullah Çatlı hakkında yazılanlara bakılırsa, Çatlı tek başına bir devlet olacak güce sahipti. Bir taraftan İsviçre'de uyuşturucu kaçakçılığı yaparken, diğer yanda Azerbaycan'da Aliyev'i devirmeye çalışıyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'a suikast düzenlerken, aynı anda Filistin'de MOSSAD adına faaliyette bulunabiliyordu. Bu kadarla da yetinmiyor, KKTC'nin Uğur Mumcu'su olarak gösterilen Kutlu Adalı'yı öldürüyor, Suriye'den gelen uyuşturucunun Avrupa'ya akışında kilit isim olarak görev yapıyordu. Bunlar Çatlı hakkında basında çıkan iddialardan sadece bir kısmı. Daha onlarca iddia var. İyi de medya neden böyle bir politika izliyor?

Bunun birkaç nedeni olsa gerek. Birincisi Abdullah Çatlı'nın kimliği. Onun eski bir ülkücü olması, bugün basında önemli yerlere sahip olan ve bir dönem Çatlı ile karşıt grupta yer almış insanların, onun şahsında bir grubu itham altında bırakmaları yaşanan kaosun nedenlerinden sadece biri. Gazetecilerin hepsinin bu düşüncede olmadığı muhakkak, ancak önemli bir kısmına göre, Çatlı'nın kimliği önemini koruyor. Yaşanan kaosun bir diğer nedeni ise sağlıklı bilgi akışının olmaması. Yetkililerden olayla ilgili düzenli bilgi akışı gelmemesi, medyanın ise daha hızlı hareket etme düşüncesi, ilgili ilgisiz birçok olayda Çatlı bağlantısı kurulmasına neden oldu. Yeni Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Okay Gönensin, yetkililerden düzenli bilgi akışının gelmemesinin, birçok zırva şeylerin de yazılmasına neden olduğunu söylüyor. Gönensin'e göre şu anda kimin suçlu olduğu belli değil. "O zaman neden doğruluk derecesi tartışılır iddialara yer veriliyor" sorumuza verilen cevap tahmin edeceğiniz gibi "Çünkü yetkililerden bilgi gelmiyor" şeklinde oluyor. Bir anlamda ifrat ile tefritin birarada yaşandığını söylemeye çalışıyor Gönensin. Ancak bir gerçek var ki, o da ortada birçok bilgi ve belge olduğu. Bunların hangi kaynaktan geldiği ise meçhul. Ancak bütün belgelerin polis aleyhine olması, dikkatlerin ordunun üzerinde toplanmasına yetiyor. Askerler ile polis arasında özellikle Özel Tim'den kaynaklanan bir sorun olduğu uzun zamandır söyleniyordu. Yeni Şafak gazetesinin orduya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde de bu gerçeğe dikkat çekilerek, Susurluk dosyasının kapanmasını Genelkurmay'ın istemediği ifade ediliyordu. Milli Güvenlik Kurulu'nun hazırladığı raporda da Özel Hareket timlerinin mevcut haliyle faydalı olmadığı iddia edilerek, timlerin orduya bağlı olması gerektiği vurgulanıyordu.

Yık Çatlı'ya

Sınırlı belge ve bilgilerle doğru yolu bulmaya çalışan gazeteler için en iyi pirim yapan isim Çatlı olduğu gibi, yetkililerin bakış açısı da medyanınkinden farklı değil. Ortada ne varsa Çatlı'ya yıkılmak isteniyordu. Bu anlamda bir çıkış geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesi tarafından yapıldı. "Yık Çatlı'ya kurtul" manşetiyle okuyucusunun karşısına çıkan Radikal, Topal cinayetindeki parmak izinin Abdullah Çatlı öldükten sonra ortaya çıkarılmasından hareketle, bütün olayların Çatlı'nın üzerine yıkılmak istendiğine dikkat çekiyordu. Aslında bu bir anlamda, içinde Radikal'in de bulunduğu medya grubunun kendilerine yaptıkları bir özeleştiriydi. Gerçi manşette böyle bir ifadeye rastlamıyorduk ama, 2 aya yakın bir süredir, yapılan yayınlarda bütün suçlarda kilit adam olarak Çatlı'yı gösteren Radikal, medyaya toz kondurmadan yetkilileri eleştiriyordu. Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y.Yılmaz'a göre basında çıkan iddiaların sorumlusu devlet. Yetkililerin açıklama yapmaması, yanlış iddiaların da ortaya atılmasına neden olabiliyor; "Bana göre Abdullah Çatlı, çok üstün yeteneklere sahip bir insan değil. 80 öncesi 7 kişinin ölümüne sebep olmuş sıradan bir katil. Böyle bir insanın, hakkında yapılan iddiaları gerçekleştirmiş olacağına inanmıyorum" Yılmaz, Çatlı'nın sıradan bir katil olmaktan öte meziyetlere sahip olmadığını söylüyordu ama kendisinin yayın yönetmeni olduğu gazete de dahil, yapılan yayınlar Abdullah Çatlı'nın olağanüstü yeteneklere sahip bir ajan olduğu izlenimini veriyordu. Farkında olmadan "katil" diye tanımladığı bir insanı, efsane haline getiriyordu.

HER TAŞIN ALTINDA ÇATLI

Bugüne kadar basında Abdullah Çatlı ile ilgili yapılan iddiaları araştırdık. Karşımıza kabarık bir suç dosyası çıktı. Bir insanın 40 yıllık ömrüne bu kadar suçu sığdırmasının mümkün olup olmadığına karar vermek size düşüyor.

— Abdullah Çatlı CIA ajanıydı, ayrıca İtalyan gizli servisi SİSMİ ile bağlantısı vardı ve Çatlı'ya Mehmet Özbay kimliği Türkiye'nin Chicago Konsolosluğu tarafından verilmişti.

— 1980 öncesi 7 TİP'li genci hunharca öldüren Çatlı'dır.

— Mehmet Ali Ağca'nın hapisten kaçırılmasına yardım eden Çatlı, sahte pasaport temininde de rol almıştı. Mehmet Ali Ağca'nın Papa suikastında kullandığı silahı Abdullah Çatlı Avusturyalı silah kaçakçısı eski bir Nazi'den satın almıştı.

— Avrupalı ülkücülerle Ermenilerin ortak oldukları uyuşturucu madde kaçakçılığının kilit adamlarından biri de Çatlı idi.

— 7 Ekim 1980'de 5 kişinin ölümüne, 14 kişinin de yaralanmasına neden olan olayın emrini Çatlı vermişti.

— Abdi İpekçi cinayetinin tetikçisi Ağca, planlayıcısı Çatlı idi.

— Abdullah Çatlı ve Oral Çelik Marsilya'daki Ermeni anıtına molotof kokteyli atmak için MİT'ten 1 milyon dolar istedi. Eylem sonucu para eksik verildiği için Çatlı ve ekibi Kenan Evren'in kızını kaçırmayı düşündü.

— Ermeni terör örgütü ASALA'nın liderlerinden Agop Agopyan'ı vuran Çatlı'dır.

— 1982 yılında İtalya'da yakalanıp delil yetersizliğinden serbest bırakılan Çatlı, 1986 yılında Fransa'da eroinle yakalanarak hapse girdi. 7 yıl ceza alan Çatlı 3. yılda CIA tarafından hapisten kaçırıldı.

— 1984 yılında MİT'ten uzaklaştırılan Çatlı, JİTEM ile bağlantıya geçti. O dönemde uyuşturucu işine girdi.

— 1994 yılında Türkiye'ye dönen Abdullah Çatlı, 2 yıl boyunca Siverek'te Bucak'ların evinde kaldı.

— Uyuşturucu ticaretinde ortak çalıştığı bir Hollandalı, Çatlı'nın Ermenilerle olan ilişkisini sağladı. Tuğrul Türkeş, Abdullah Çatlı ve Hollandalı uyuşturucu kaçakçısı Azerbaycan'da Ebulfeyz Elçibey'in evinde biraraya geldi. Elçibey'i darbeye ikna etmeye çalıştılar. MHP lideri Alparslan Türkeş'in Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyon ile görüşmesinin bu döneme rastlaması ilginçti.

— Abdullah Çatlı, İçişleri Bakanı Meral Akşener ve ağabeyi Nihat Güler ile bir düğünde aynı masada yemek yemişlerdi.

— Kıbrıs'ın Uğur Mumcu'su olarak adlandırılan Kutlu Adalı'nın öldürülmesinde Çatlı'nın rolü olup olmadığı araştırılıyor.

— Balgat katliamının faili Mustafa Pehlivanlıoğlu idam edilmeden önce; "Bizi bütün olaylara yönlendiren Abdullah Çatlı'ydı" dedi.

— Çatlı'ya Mehmet Özbay olarak verilen sahte nüfus cüzdanının Türkiye'nin Londra Başkonsolosluğunca verildiği öğrenildi.

Susurlukta'ki kazadan sonra Çatlı'nın cüzdanında "İçinde toz tanecikleri bulunan jelatin küçük poşet" bulunduğu belirtildi.

— Behçet Cantürk, Savaş Buldan gibi isimler Mehmet Ağar ile Korkut Ekin'in başını çektiği ve Abdullah Çatlı'nın tetikçi olarak rol üstlendiği özel grup tarafından öldürülmüştü.

— Interpol tarafından aranan Çatlı 1995'te işadamı Tarık Ümit'in öldürülmesi ve Gaziantep'te adı uyuşturucu kaçakçılığına karışan Yaprak TV'nin sahibi M.Ali Yaprak'ın evinden alınarak tehdit edilmesi olaylarına da karıştı. İddialara göre Çatlı, Azerbaycan darbesi, Çeçenistan'a silah kaçakçılığı, Kuzey Irak olayları, İran—Türkiye ilişkilerine de karıştı.

— Abdullah Çatlı 1991 yılında ANAP kongresinde Yıldırım Akbulut için kulis yapmış. Mesut Yılmaz'la da görüşmesine rağmen ona güvenmediği için, Akbulut'u tercih etmiş.

— Mesut Yılmaz'a Budapeşte'de yumruk atanların Çatlı'ya sahip çıkan ülkücüler olduğu belirtildi: TGRT'nin haberine göre; "Çatlı'nın adamı" olduğunu söyleyen 2 kişi "Uyarıyoruz, bundan sonra silahlı olacak" dediler.

İçinde Çatlı'nın da bulunduğu, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'e karşı 1995 yılında darbe yapmayı planlayan ekibin amacı Azerbaycan ile Türkiye arasındaki uyuşturucu trafiğini ele geçirmekti.

— Abdullah Çatlı ve ekibi Yunanistan'da orman yaktı.

— Çiller'in 1994 yerel seçimi öncesinde Apo'nun öldürülmesi için Çatlı çetesine örtülü ödenekten 250 milyar lira verdiği öne sürülüyor. Erbakan'a verilen bilgilerde ayrıca bazı Çatlı çetesi elemanlarının MOSSAD tarafından eğitilip Filistin'e karşı kullanıldığı iddiası da yer alıyor.

— Gazinocular Kralı Ömer Lütfi Topal'ın infazını Çatlı'nın Dolmabahçe'de Mercedes'ten yönettiği belirlendi.

— 1977'den sonra Ankara'da bir anda kahve tarama olayları başladı. Bu eylemlerin arkasında Çatlı'nın olduğu, ancak Susurluk'tan sonra ortaya çıktı.

— İran Sivil Savunma Bakanlığında görevli olan ve Genelkurmay'ın izniyle Türkiye'de faaliyet gösteren Lazım Esmaili ve Askar Smitko, Çatlı ekibi tarafından öldürüldü.

— Çiller Özel örgütünün Suriye ile olan uyuşturucu bağlantısını sağlayan Liceli mafya lideri Behçet Cantürk, ekibin Suriye ile direkt temasa başlaması üzerine Çatlı ekibi tarafından tasfiye edildi. Bu tasfiye için Behçet Cantürk, onun yakını Savaş Buldan ve beraberinde Hacı Karay ile Adnan Yıldırım, Cantürk'ün avukatı ve onun sırlarını bilen Mehmet Serhat öldürüldü.

— Söylemez kardeşler yayınladıkları bir mektupta kendilerine Çatlı'nın tuzak kurduğunu iddia etti.

— CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekinel'in öldürülmesi ve cenaze töreninin kurşun yağmuruna tutulması eylemlerini Çatlı'nın gerçekleştirdiği iddia ediliyor.

— Abdullah Çatlı 1995 seçimlerinde Mehmet Ağar için Elazığ'da propaganda yaptı.

— Refah Partisi ile koalisyon kurulmasında etkili oldu.

Suçlunun kim olduğu belli değil

Bugün Türkiye'de 34 tane ulusal çapta yayın yapan gazete var. Yetkililerden doğru dürüst bilgi akışı yok. Gazeteler kendi çabalarıyla bilgiye ulaşmaya çalışıyor. Çatlı'ya günah keçisi demek doğru olmaz. Ama kimin suçlu olduğu belli değil. Yeni Yüzyıl bu konuda çok dikkatli davranıyor. İddia olduğunu belirterek haber yapıyor. Başka bilgi kaynağı olmadığı için uyduruk da olsa, yanlış da olsa insanlar medyadan başka bir kaynaktan bilgi sahibi olamıyor. Çatlı olayı ile medyanın avantaj yakaladığı bir gerçek.

ÇATLI BAŞKA NELER YAPMIŞ OLABİLİR?

Bunlar da bizim tesbitlerimiz. Çatlı hayatta olmadığına göre hiçbirini yalanlayamaz. İddialarımızın doğruluğundan şüphe edenlere, gazetelerden derlediğimiz iddialara bir kez daha gözatmalarını öneririz. Onları yapan bir insan neden bunları yapmasın ki?

— Japonya'da metroya gaz bombası atılmasında ABD'nin desteklediği Moon tarikatı ile Rusya'nın desteklediği Yüce Gerçek tarikatı arasında yaşanan rekabet etkili olmuştu. CIA ile ilişkisi olan Çatlı Moon tarikatı adına çalışıyordu.

— Çatlı'nın KGB ile de ilişkileri iyiydi. 1991 yılında SSCB'de gerçekleştirilmek istenen darbe sırasında Boris Yetsin'in üzerine çıkarak darbeye karşı çıktığı tankı kullanan kişinin Çatlı olduğu ve Yeltsin'e herhangi bir müdahalede bulunmadığı bildirildi.

— Sleepers filminin final sahnesinde kahramanların öldürülmesinde Çatlı'nın rolü olduğu öne sürüldü. Senaristi tehdit eden Çatlı filmin kendi istediği şekilde sona ermesini sağladı.

— Vehbi Koç'un mezarını açarak kemiklerini çalan kişinin Çatlı olduğundan şüphe ediliyor.

— Geçtiğimiz ağustos ayında sınırı geçmeye çalışan Rum motosikletlilerin arasında Çatlı'nın da olduğu iddia edildi. Rumları provoke eden Çatlı, sınırdaki çatışmayı kaçınılmaz hale getirdi.

— 1977 yılındaki 1 Mayıs olaylarını provoke eden Çatlı idi.

— Kendisi hakkında yazı yazan Uğur Mumcu'ya suikast düzenleyen ekibin içinde adı geçen Çatlı'nın, Bahriye Üçok'a gönderilen bombalı paketi hazırladığı da ortaya çıktı.

— İstemediği kişileri trafik kazası süsü vererek öldüren Çatlı'nın bir trafik canavarı olduğu, ancak Susurluk kazası sonrası anlaşılabildi.

Abdullah Çatlı, sıradan bir katil

Abdullah Çatlı 80 öncesi 7 insanın öldürülmesinden sorumlu sıradan bir katil. Böyle bir insana yeni meziyetler yüklemek son derece yanlış. Herşeyi Çatlı'ya maletmek soruşturmanın tıkanmasına neden olur. Devlet görevini yapmadığı için bu tür iddialar gündeme geliyor. Medyanın onur savaşı başlatmasında Çatlı'nın da bir vesileyle rolü olduğu muhakkak.

Susurluk sonrasında halk, olayları gazetelerden öğrendi. Müthiş bir enformasyon ve dezenformasyon altında kaldı.