|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Makineye bağlı hayatlar

4 Eylül 2006 / TÛBA KABACAOĞLU
Pasif ötenaziyi hiç duydunuz mu? Acaba Türkiye'de uygulanıyor mu? Sizce yoğun bakımdaki hasta neden kendini kilitler? İşte makineye bağlı yaşamlar…
Orası hayat ve ölümün keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı, bazısının hayata sıfırdan başladığı bazısının da kaderinin bitip nefesinin tükendiği yer. Mekanın kendine has bir soğukluğu, insanı iten bir tarafı var. Burası yaşamla ölüm arasında gidip gelenlerin en çok uğradıkları istasyon: Genel Yoğun Bakım Ünitesi... Zamanın olduğu her yerde hayatın aktığı bir gerçek. Fakat doktorlara göre yoğun bakımdaki zaman kavramı 'bambaşka'. Biz de bu 'bambaşka'lığın ne anlama geldiğini, yoğun bakım ünitelerinde hasta ve hasta yakınlarının, doktorların neler yaşadığını, pasif ötanazinin öncesi ve sonrasını ve tabii eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in son durumunu merak ettik.

BİR KORKULU RÜYA: ENFEKSİYON

Yoğun bakım ünitesi, hemşire ve doktorların her an tetikte olduğu bir bölüm. 24 saat kesintisiz hizmet veriliyor. Hastaların anları anlarına uymuyor, hayati fonksiyonları normalken bir anda kalp duruyor, nefes kesiliyor, tansiyon veya şeker yükselip düşüyor. Yoğun bakım ünitelerindeki hizmet tam bir ekip işi. Kararların ortaklaşa ve tabi konsensüsle alınması gerekiyor. Yoksa ilaçlardaki milimlik doz aşımı dahi sorun çıkarıyor. Bakımın hayli meşakkatli olması ve enfeksiyon riski sebebiyle bir hastane en fazla 8-9 hastaya bakabiliyor. Her yatak için 3 hemşire ve bir doktor gerekli. Diş temizliğinden tutun da tırnak bakımına kadar hastanın tüm ihtiyacı hemşireler tarafından karşılanıyor. Temizlik çok önemseniyor. Çünkü yoğun bakım hastalarının büyük çoğunluğu çeşitli sebeplerle ağır enfeksiyon kapmış, vücut direnci düşmüş kişilerden oluşuyor. Eğer hasta yoğun bakımdayken enfeksiyon kaparsa iyileşmesi daha da zorlaşıyor. Enfeksiyonu atlatmadan yoğun bakımdan çıkmak ise imkansız.

'Yoğun bakım', 'bitkisel hayat' ve 'beyin ölümü' gibi tanımlamaları sık sık duyuyoruz. Konuşma dilinde bu tabirler birbirine karıştırılsa da aslında her biri farklı durumları ifade ediyor. Yoğun bakım; kişinin bir ya da daha fazla organının 'geçici' yetersizliği sebebiyle makinelerle desteklenmesi anlamına geliyor. Beyin ölümü gerçekleşmeden önceki aşama da bitkisel hayat olarak tanımlanıyor. Hasta, tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi oluyor. Beyin fonksiyonları sınırlı olarak çalışıyor, görüyor fakat fark edemiyor, duyuyor ama duyduğunu anlayamıyor. Beyin ölümü gerçekleştiğindeyse beyinle ilgili hiçbir fonksiyon çalışmıyor, hasta yalnız solunum yapabiliyor.

Yoğun bakım ünitelerinde birbirinden farklı dramlar yaşanıyor. Hasta yakınları anne-babasını, çocuğunu, sevdiğini buz gibi makinelere bağlanmış, kendini bilmez halde yatarken görmeye dayanamıyor. Yoğun bakım ziyaretlerinin kısa süreli ve seyrek olması da hasta yakınlarının merak duygusunu perçinliyor. Avicenna Hospital'ın yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Saniye Şen'in kızı Mehtap Hanım annesinin başucunda 'Beni duyuyor musun? Hadi uyan artık, torunların seni bekliyor, seni soruyor' diyor ve annesinin elini sıkı sıkıya tutup gözyaşları içinde dua ediyor. Fakat Saniye Hanım, ne kızının gözlerine bakabiliyor, ne de 'ağlama' diyebiliyor. Bu kısa ziyaret sonlanırken Mehtap Hanım sızlanıyor: "Annemin artık beni duymasını istiyorum, biliyor musunuz annesizlik çok zor."

YOĞUN BAKIMDA 25 YIL MÜMKÜN MÜ?

Yabancı gazetelerde 10 yıl yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu olan hastaların yaşam öykülerine sıkça yer veriliyor. Peki Türkiye'deki durum ne? Memorial Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Kadir Doğruer yoğun bakım hastalarının uzun yıllar yaşamasının aile tutumuyla ilintili olduğunu düşünüyor. Çünkü bakım süreci maddi-manevi meşakkatli ve sonu bilinmeyen bir yolculuk. Yoksa Türkiye'deki mevcut sağlık ekipmanları hastaları yıllarca yaşatabilecek düzeyde. Dr. Doğruer'e göre yurtdışında bu tür vakalarla sık rastlanmasının nedeni tedavi masraflarının devlet tarafından karşılanıyor olması. Avicenna Hospital'dan Dr. Mevlit Yurtseven ise çok uzun süre yaşayan hastaların kendi solunumlarını yapabildiğine dikkat çekiyor: "Hasta solunum makinesine bağlı kaldığı müddetçe balgamlarını atamıyor, bu da enfeksiyona sebep oluyor. Hastanın makineye bağlı geçirdiği süre arttıkça enfeksiyon riski de artıyor. Üstelik yoğun bakım enfeksiyonları normal enfeksiyonlara göre daha dirençli ve organ hasarlarına sebep oluyor."

Sema Hastanesi'nden Dr. Nergiz Ataol, hastanın hastaneye yatış nedeninin ve yaşama gayretinin önemli olduğunu belirterek örnek veriyor; "Şuuru açık kas hastası bir çocuk var. 8 yıldır yoğun bakımda. Geldiğinde çok küçüktü. Yoğun bakımda büyüdü. Boğazındaki delikten akciğerlerine hava veriliyor: Kendi solunumu var ama yeterli olmadığı için makineyle destekleniyor. Ağzından her şeyi yiyip içebiliyor. Espri yapıyor, sizinle irtibat kuruyor. Kas erimesi olduğu için tıpkı büyüyen bir iskelet gibi. Fakat yatak yarası ve enfeksiyondan korunarak yaşamı devam ettiriliyor. Çocuğun ailesi sabah-akşam gelip onu besliyor. Ailesinden biri gelmediğinde yemek yemiyor."

PASİF ÖTANAZİ NEDİR VE TÜRKİYE'DE NASIL UYGULANIYOR?

Kanunlara göre yoğun bakım doktorlarının vermesi gereken üç temel hizmet var; hastanın solunumunu yaptırmak, ağrı- acı duymasını engellemek ve hastayı beslemek. Türkiye'deki hiçbir doktorun herhangi bir nedenle hayat sonlandırma gibi bir yükümlülüğü veya hakkı yok. Dolayısıyla ötanazi ülkemizde yasak.

'Pasif ötanazi' ise halk arasında 'Hastanın fişinin çekilmesi' anlamına gelen 'ötanazi'den farklı. Pasif ötanazi, hastanın ihtiyaç duyduğu ileri tedavi yöntemlerini uygulamamak anlamına geliyor. Mesela beyin fonksiyonları durmuş, tedaviye cevap vermeyen, solunum probleminin dışında kalp ve böbreklerinde sorun yaşayan, hiçbir gelecek vaat etmeyen hastalar hakkında doktorlar ailelere bilgilendirme yapıyor. Eğer aile onay verirse sadece hastanın üç temel hizmeti görülüyor, diğer rahatsızlıkları için verilen ek destekler kesiliyor. Bu durumdaki bir hasta en fazla 72 saat içinde ölüyor.

Pasif ötanaziyi Türkiye'deki tüm kurumlar uyguluyor. Çünkü 1995 yılından itibaren yaygınlaşan yoğun bakım üniteleri halen ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde değil. Hem enfeksiyon riski hem de bir adet yoğun bakım yatağının 80 milyar liraya satın alınması bu hizmetin yeteri düzeyde verilmesini engelliyor. Örneğin 10 milyon nüfuslu İstanbul'da tüm hastaneler dahil ancak 100 yoğun bakım yatağı bulunuyor. Devlet hastaneleri ya 1-3 hastaya bakabiliyor ya da hiç hizmet veremiyor. Acil durumlarda hastalar anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarına sevk ediliyor. Özel hastanelerde de en fazla 7-8 hastaya bakılabiliyor.

PASİF ÖTANAZİYE KARAR VERMEK…

Doktorlar aileleri bilgilendirdikten sonra pasif ötanaziyi isteyip istemediklerini soruyor. Bir hastanın oğluna-kızına ya da anne-babasına 'O, ölecek' demek kolay değil tabii. Üstelik ölüm ne zaman gelirse gelsin herkes için erken... Yoğun bakım doktorlarına göre hasta yakınlarının sosyo-kültürel yapıları bu diyalogları zorlaştırıp kolaylaştırabiliyor. Hatta bazı hasta yakınları pasif ötanazi teklifiyle bile geliyor. Doktorlar bu işi yaparken her defasında zorlandıklarını, hatta bazen hasta yakınlarıyla birlikte ağladıklarını anlatıyor.

Dr. Kadir Doğruer yaşadıklarını şöyle özetliyor: "İnsan kelimeleri birbirine bağlamakta güçlük çekiyor. 'Öldü, ölecek, artık kaybediyoruz' çok zor ifadeler. Çok net konuşmamız gerekiyor ama gelin bir de içimize sorun." Dr. Nergiz Ataol anne olduktan sonra hassasiyetinin daha da arttığını, özellikle de çocuk ve genç hastaların kötü gidişatını anlatmakta zorlandığını, çoğu zaman da ailelerle konuştuktan sonra kısa süreli ağlama nöbetleri yaşadığını belirtiyor.

Aile fertleri, makineye bağlı, bilincini kaybetmiş, hayatta kalmak mı yoksa gitmek mi istediğini bir türlü anlayamadıkları hastaları için karar verirken bocalıyor, sevdiklerinin yerine konuşurken hiç olmadığı kadar tereddüt ediyor. İstanbul Esenler'de yaşayan Naciye Tekmür (45) kalp hastası 75 yaşındaki annesi için 'pasif ötanazi yapılsın' kararını verenlerden… Aradan iki yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ yaşaran gözleri ise o günleri unutamadığının sessiz bir kanıtı.

Anne Fatma Ermelek bir ay yoğun bakım ünitesinde kalır. İkinci haftadan sonra durumu kötüleşir. Hastanın bir aylık umutsuz gidişatı ise pasif ötanaziden 30 saat sonra sonlanır. Naciye Hanım karar anını anlatıyor: "Hayatımın en zor kararıydı. Artık annemin de ölmek istediğini düşünüyordum. Sanki bir ay içinde annem de biz de ölüm duygusuna alıştırıldık. Pasif ötanaziden sonraki 30 saat hiç uyumadım. Doktor, 'Fatma teyzeyi kaybettik' deyince hem çok üzüldüm hem de rahatladım. 30 saat boyunca annem için dua ettim, ona karşı yaptığım tüm hatalar için özür diledim. Sanki benim söyleyeceklerim bitti, annem öldü…"

Yoğun bakımdaki hastalar makine destekli hayatlarına devam etseler de doktorlar çoğunun yaşamak için gayret ettiğini belirtiyor. Fakat bazı hastalar tüm müdahalelere rağmen kendini kilitliyor, yani tedavilere hiçbir yanıt vermiyor. Doktorlar bu durumu 'yoğun bakım psikozu' olarak tanımlıyor. Bu hastanın yaşadığı ortamdan dolayı depresyona girdiği anlamına geliyor. Yoğun bakım hemşiresi Özlem Demiral yoğun bakım psikozunun nedenini anlatıyor: "Ünitede 24 saat ışıklar açık, sürekli aktif bir ortam, insanlar her an ayakta. Bunun yarattığı bir kaos var. Hastanın yanı başındaki kişi ölüyor, diğerinden kanlar akıyor, bir diğeri altını kirletiyor. Bu ortamdan tahribat almadan çıkmak mümkün değil. Depresyona giren hasta kendini kilitliyor, elimiz kolumuz bağlanıyor."

YOĞUN BAKIMDA REİKİ

Özlem Hemşire'nin anlattığı hasta tipi şuuru açık olanlar için geçerli. Bir de şuuru kapalı olduğu halde kendini kilitleyen hastalar oluyormuş. Onlarla iletişim de kurulamadığı için işler daha da zorlaşıyormuş. Bu tarz vakalar için Memorial Hastanesi bir yöntem bulmuş. Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Kadir Doğruer; "Bizlerin sahip olduğu tek şey beden. Bu da emanet. Emanetin başına her şey gelebilir. Asıl var olan ruhumuz ve bu ruhun nasıl tezahür ettiğini, neleri nasıl algıladığını bilim açıklama düzeyinde değil daha. Ama çözüm üreten başka mekanizmalar var." diyerek ailelerin isteğiyle hastalara reiki uygulanabildiğini anlatıyor. Dr. Doğruer, reiki sonrasında aldıkları geri dönüşlerin gerçekle birebir örtüştüğünü, sonucun kendilerini de şaşırtıp hastaya bakış açılarını değiştirdiğini ifade ediyor. Hatta yoğun bakım ünitesinde tedavi görmüş vücudundaki enfeksiyon bittiğinde taburcu olacak bir hasta için reiki uzmanları, 'Yaşatamayacaksınız. O vazgeçti ve gitti. Siz, bedenle uğraşıyorsunuz' dedikten kısa süre sonra hiçbir somut neden yokken hastanın vefat ettiğini şaşkınlıkla görmüş.

ONLAR ÖLÜME EN YAKIN DURANLAR

Sema Hastanesi'nden Dr. Nergiz Ataol kilitlenmeyi önlemek amacıyla hastanın hayatındaki önemli kişilerin seslerini kullanıyor. Dr. Ataol: "Hasta yakınlarının varlığı hastanın sağlığı için çok önemli. Özellikle de dokunmak. Şuur kapalı olsa da hissediyor. Şuuru kapalı bir hastanın duyduğu sesle kalp ritminin ufak da olsa değişmesi, uyarana tepki vermesi bizim için çok önemli." diyor. Bazen de hastaların kendini kilitlemesinin altında geçmişteki yaşamları etkili oluyor. Sağlıklıyken güçlü, iktidar sahibi, varlıklı olan insanlar daha kolay vazgeçiyor. Çünkü yoğun bakım ya da bitkisel hayattan çıktıktan sonra çoğunluğu ya vücudunun tamamını kullanamıyor, ya da konuşamıyor, göremiyor, duyamıyor. Hasta taburcu olduktan sonra kendince 'eksik' bir hayata razı olmak istemiyor ve tedaviye cevap vermiyor. Dolayısıyla pasif ötanazi uygulanıyor. Memorial Hastanesi'nde tedavi gören üst düzey bir bürokratın sağlık durumu her geçen gün daha iyiye gider. Fakat, taburcu olmasına az kala kendini kilitlediği için tedavide ilerleme kaydedilemez. Çocukları da 'Babam bu şartlar altında yaşamayı kaldıramaz, mutlu olamaz. O, kararını verdi. Ölmesi onun için daha hayırlı' diyerek gözyaşları içinde pasif ötenazi yapılmasını isterler.

ECEVİT DAHA NE KADAR YAŞAR?

Doktorlar sabahtan akşama hatta, gece yarılarına kadar ölümle yaşam arasında mekik dokuyan insanlarla birlikte. Bir yanda dış dünyanın çekici canlılığı, diğer yanda ölümün ilk bakışta soğuk gelen yüzü. Hiç düşündünüz mü bir yoğun bakım ünitesinde çalışıyor olsaydınız hayata nasıl bakar, ölümü nasıl algılardınız? Yoğun bakım doktorları için sanki yaşam biraz daha kıymetli ve zaman geri getirilemeyecek en önemli şey. Onlar hayallerini ertelememeyi, ölümden korkmamayı, sevdiklerinin ne kadar önemli olduğunu, hayatta kavgadan ve savaştan daha önemli şeylerin var olduğunu sonuna kadar hissedenlerden... Hiçbiri yoğun bakım doktoru olduğu için pişman değil. Uzun süre baktıkları hastaları ansızın kaybedip gözyaşı dökseler de, trafik kazalarına, yanlış tıbbi müdahalelere kızıp isyan etseler de ansızın karşılaştıkları hastalara soğukkanlılıkla müdahale etmeyi öğrenmiş hepsi. Ortak söylemleri ise; 'Can tatlı, yaşamak çok güzel ama yoğun bakımda uzun süre kalmak, makinelere bağlı yaşamak istemem'.

18 Mayıs 2006'da Bülent Ecevit hipertansiyon, konuşma bozukluğu, sağ kol ve bacakta güçsüzlük ve uyuşma şikayetiyle GATA'ya gitmiş ve beyninin sol tarafında kanama olduğu saptanmıştı. Hemen beyin ameliyatı gerçekleştirildi, sonrasında da solunum cihazına bağlanarak yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı. Bülent Ecevit 100 günü aşkın bir süredir uyuyor. Yoğun bakım doktorlarından Dr. Kadir Doğruer'e göre Ecevit bitkisel hayatta. Fakat çok alt düzeyde değil: "Uyanma eğiliminde. Bakıyor, gözünü açıyor vs. Bitkisel hayattaki hastaların bakım kalitesi yüksek tutulursa bir süre sonra beyinsel aktiviteleri artar, güler, oturur, etrafını gözlemleyebilir, tepki verir. Ecevit de ileride bu düzeye gelebilir." Mevlit Yurtseven ise Ecevit'in bitkisel hayatta değil yoğun bakımda olduğunu söylüyor: "Çok iyi bakılıyor. Bu tarz hastalar uzun yıllar yaşayabilir. Sağlık alanındaki gelişmeler o kadar ilerledi ki makineler gerekli olan her şeyi onun yerine zaten yapıyor. Eceli gelir o ayrı."

Yoğun bakım ünitesi birçok insana ölüm ve ölüm duygusunu hatırlatsa da aslında orada da hayata dair güzellikler yaşanıyor. Nasıl mı? Doktorların ortak kanaatine göre; yoğun bakımdaki ölümler normal ölümlere göre çok daha sakin, gürültüsüz, feryatsız oluyor ve hasta huzur içinde ruhunu teslim ediyor. Refakatçiler hastalarının öleceğini yavaş yavaş kabul ederken kendi hayatını da gözden geçirme fırsatı buluyor. 'Yoğun bakım ünitesinden bir sürü hasta yakını geldi geçti ve hayata bambaşka biri olarak devam etti. Burada insanların benliklerini törpüleyen değişik bir ortam var' diyen Dr. Kadir Doğruer, kendi benliklerinin de bu ortamdan etkilendiğini düşünüyor. Yoğun bakım ünitesinden en çok ders çıkaranlar şüphesiz gençler. Genelde intihar denemesi nedeniyle yoğun bakıma gelseler de hap içip damar keserek ya da yüksekten atlayarak hayata kafa tutmanın yanlış olduğunu bu ortama girdikten sonra anlıyorlar. Dr. Mevlit Yurtseven, gençlerin yoğun bakımda ölümün öyle sandıkları kadar kolay olmadığını anlayıp hayata sıkı sıkıya tutunacaklarına söz vererek taburcu olduklarını anlatıyor.

Yoğun bakım doktorları kalbi duran hastaları hayata döndürmeye çalışırken bir yandan da canlarından bir can veremeyeceklerini, hayatın ancak Allah'ın elinde olduğunu biliyorlar. Onlar için ölüm, yaşamın dışında bir şey. Yani ölüm devreye girdiği an yaşam zaten bitiyor… Hasılı, 'Ölüm gelmiş cihana, baş ağrısı bahane!'

PASİF ÖTANAZİ DİNEN UYGUN MU?

Bu uygulamaya 'ötanazi' demek yanlış. Hasta makineyle desteklenip bu sayede yaşıyor ve müdahalelere rağmen iyileşme mümkün olmuyorsa yardımcı desteklerin kesilmesinde bir mahzur yok. Bu, intihar olmuyor. Tıp ümidini kesmişse bir hasta yaşatılmamalı zaten. Eğer hastanın boşalacak yatağından faydalanacak ve iyileşmesi muhtemel hastalar varsa ek destekler verilmemeli. Eğer böyle bir durum yoksa ailenin hastayı yaşatmasında da bir mahzur yok.

YAŞAMAK PAHALI

Yoğun bakım ünitesinde bir hastanın şahsa ya da devlete günlük maliyeti 700 ila 1.000 YTL arasında değişiyor. Bu da hasta yakınlarının pasif ötanaziye karar vermesine sebep oluyor.
 
 
Haberin Yorumları
Şuanda annem bir haftadır yoğun bakımda beyin ölümü gerceklşti solunum cihazına bağlı sadece kalp atışları var.bu şekilde sonucu beklemek okadar taşınmaz bir yükki anlatamam. oiçerde ben dışarda ölüyorum.
nihal karabulut
Allah herkese acil şifalar versin amin.
fatma ahmetoğlu
merhabalar ben iki buçuk ay once akut böbrek yetmezlığı ve oncesınde 700 kusur gıbı bır şeker yukselmesıyle komaya gırıyorum...oncelıkle ıstanbul hasekı hastanesine ambulans ile gıdıyorum tabı ben bu arada kendımde değilim.hastane bu adamın şekerı hızla yukselıyor yoğun bakım unıtemde bu hayatını ka...
erol balcı
Evet bugün saat 6 itibarıyle benim 87 yaşındaki babam da koah nedeniyle yoğun bakıma alındı. Umarım güzel şeyler duyarız allah tüm hastalara şifa versin inşaallah.
jale özbulut
Bende yaziynizi sonuna kadar okudum ve inanin cok duygulandim su an bir yakinimiz yogun bakimda ve solunum destekli yasiyor 3.cü günü ve sabirla iyi heberler almayi diliyoruz samimiyetiniz ve ictenliginiz icin tesekürler cok güzel bir söz "ÖLÜM GELMISSE CIHANA BAS AGRISI BAHANE "aynen öle rabbim büt...
nazan
Şu an babam yoğun bakımda.3.haftası oluyor. Gerçekten çok zormuş,sevdiğinin iyi olmasını çaresizce beklemek.Allahım tüm hasta yatanlara acil şifalar versin.Allahım hepimize hayırlı ölüm nasip etsin imanımızla. Okuduğum yazı gerçekten okumaya değer.Tamamen kalben ve fikren yazılmış doğrular.Bilgilend...
Dilek ÇAKIR
Birkaç kelime okumaya kalktım ama hepsini bitirdim. Bu kadar samimi ve gerçekçi bir yazı daha okumamıstım, rabbim orada yatan tüm hastalara şifa, rahmet edenlere ise rabbim günahlarını affetsin, ölüm bitiş değil yeni bir başlangıçtır ve hayatımızın gerçeğidir.
Alper
Sayın açıklama yapan kişiler....hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım. Bu kadar güzel, açık ve duygulu hayatımda hiçbir yazı okumamış ve bilgi almamıştım. Hastamız olduğu için daha da çok hislendim,çok teşekkürler.
ilhan yaşar
Dilinize sağlık. Ne kadar güzel açıklamışsınız. Bir cümlelik bilgi için okumaya başladım. Çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.
Emin İZGİ
Tüm Yorumlar