SPOR

Haldun Alagaş Bruce Lee yolunda

Haldun Alagaş Bruce Lee yolunda
Üç kez dünya şampiyonu olan Haldun Alagaş, sinemayı düşlüyor. Bruce Lee'ye özenip karateye başlayan Haldun, Fransa'da çekilen kısa metrajlı bir filmde rol aldı.1990'larda 'karate' filmleri istila etmişti Türkiye'yi. Her türlü Uzakdoğu sporlarının figürlerini barındırmasına rağmen 'karate' filmleriydi bunlar. Bu filmlerden etkilenen nice çocuk 'karate' salonlarının yolunu tuttu. O zamanlar atari salonları, internet kafeler yoktu! Bu çocuklardan biri de Haldun Alagaş'tı. Onun karate salonuna gitmesi bir hevesten ibaret değildi. Birçok çocuktan farklı olarak tüm dünyayı dövecek, Türk bayrağını dünya şampiyonalarında dalgalandıracak birkaç sporcudan biri olacaktı ilerleyen yıllarda.

Haldun Alagaş bugün 36 yaşında ve hâlâ karatede önemli birkaç sporcumuzdan biri. 3 kez dünya, 3 kez Avrupa şampiyonu oldu. Sayısız Türkiye şampiyonlukları ve çeşitli turnuvalar kazandı. Bruce Lee ve Cüneyt Arkın'ın filmlerinden etkilenerek bu spora başlayan Haldun, şimdilerde onlar gibi olmak, filmlerde rol almak, beyazperdede boy göstermek istiyor. Hatta bu amaçla geçtiğimiz aylarda Fransa'da bir demo film çekimi de oldu.

Baba tarafı İzmitli, annesi Adapazarlı, annesinin basası Elbistanlı, anneannesi Boşnak, babaannesi Gürcü, dedesi Kırım Türk'ü. 1970 yılında İzmit'te dünyaya gelir. Makine mühendisi babasının sık tayinleri sebebiyle çocukluğu İzmit, Bursa, Denizli ve İstanbul'da geçer. O yıllardaki karate filmleri furyasından etkilenen Haldun, sıkı bir Bruce Lee ve Cüneyt Arkın hayranıdır. Öyle bir hayranlık ki odasının her duvarını Bruce Lee fotoğrafları ile donatmakta, anne ve babasına 'neden benim ismimi Cüneyt koymadınız' diye kızmaktadır. "Ortaokulu İstanbul 1. Levent'teki Şehit Kubilay Okulu'nda okudum. O dönemde o okulla Levent Okulu aynı bahçe içindeydi. Levent Okulu'nda Cüneyt Arkın'ın çocukları okuyordu. Cüneyt abi sık sık çocuklarını almaya gelirdi. Etrafında büyük bir kalabalık oluşurdu. Ben de uzaktan hep hayran hayran ona bakardım."

Cüneyt Arkın'ın Battal Gazi, Bruce Lee'nin ise Ejder'in Kralı filmine bayılıyordur. Bruce Lee ile ilgili her türlü bilgiyi ondan alabilirsiniz. "Çok etkiledi beni. Saçlarımı onun gibi keserdim. Favorilerimi sivri kestirirdim. Büyük yetenekti. Felsefe okumuştu. Bütün dövüş sporlarından bir sentez yaparak kendi stili Jeet Kune Do'yu oluşturmuştu." Bruce Lee'ye hayranlığı onu karate dergilerine yöneltir. O yıllarda Karakuşak Dergisi'nin abonesidir aynı zamanda. "Dergiyi aldığımda kapağındaki figürü sokakta yapmaya çalışırdım. Geniş camlı mekânların önünde koşarak uçan tekme atar, aynada kendime bakmaya çalışırdım. Yine yaşım küçüktü, sinemada karate filmleri izler, film arasında da perdede gördüğümüz hareketleri yapmaya çalışırdık."

Karateye başlaması ise bakın nasıl olmuştur… "1982 yılıydı. Yeniden İzmit'e dönmüştük. Kendi başıma karate kursuna yazılmak istedim. Evden çıktım. Yolda benim yaşlarımda çocuklar gördüm. Ellerinde spor çantaları vardı. Nereye gidiyorsunuz dedim. Karate salonuna dediler. Ben de peşlerinden gittim. Gidiş o gidiş." İlk hocası Muzaffer Yoldaş'tır. Karateye başlaması da tamamen isminin popülerliği ve gittiği salonun karate salonu olmasındandır. "Eğer o gün gittiğim salon tekvando salonu olsaydı, tekvandoya başlamış olurdum. Çünkü bizim için bütün Uzakdoğu sporları karateydi." Çalıştığı salon ile evi birbirine çok yakındır. İlk başladığı günler salonun zemininin beton olduğunu, ayakkabıyla spor yapmanın güçlüğünü bugün bile unutamıyor. Hocalarının iyi niyeti, ilgisi onu bu spora iyice çeker. "Hocamız başarılı gördüğü sporculardan para da almıyordu."

Haldun Alagaş çekingendir aynı zamanda. Hocasının, biriyle maç yaptırmaması için aralarda saklanıyordur. Buna rağmen ilk maçını kazandığını söylüyor. 1986'da ise ilk kez bir turnuvada kürsüye çıkar. Sonra başarıların ardı arkası kesilmez. Hatta dünya karate literatürüne geçen ve ilk kez kendisinin uyguladığı bir teknik bile çıkartır. "Karate el teknikleri üzerine kurulu bir spor. Ben ise ayağımı da iyi kullanıyordum. Bana ait tekniği söz ile ifade etmem gerekirse şöyle diyebilirim: Rakibe tekme atıyorsun. Ayağını iki üç defa arka arkaya kaldırıyorsun. Vurmuyorsun ama rakibi tekmeye boğuyorsun yani. En son diz kaldırıyor, rakibi iyice şaşırtıyorsun, o tekme beklerken sen alttan yumruk vuruyorsun. Bu hareket uzun yıllar konuşuldu."

Haldun İzmit'te okurken daha iyi bir karate eğitimi almak için hafta sonları İstanbul'un yolunu tutar. Salon ise Türkiye'ye ilk karateyi getiren Hakkı Koşar'a aittir. "10-15 kişi trenle gidiyorduk İstanbul'a. Bazen o kadar yorgun oluyorduk ki, ayakta bekleyen bayanlara yer vermemek için uyuyor numarası yapıyorduk." Aynı zamanda okulunu sürdüren Haldun'un bu sporu yapmasına hocaları pek müsamaha göstermez. "Ortaokulun sonlarına doğruydu. Bir maça gidecektim. Beden eğitimi öğretmeni '19 Mayıs gösterileri var, gidersen bırakırım' dedi. Ben de 'bırakın' dedim. Maça gittim. Hocalar zaman zaman zorluk çıkartıyordu. Hatta yine ortaokulda teneffüs arasında sınıfın içinde hareket yapıyoruz. Nöbetçi hocamız o sırada sınıfa girdi ve bizi gördü. 'Ne yapıyorsunuz' diyerek kulağımı çekti. Aradan yıllar geçti. 1989'da dünya şampiyonu oldum. O hocamız, yerel bir dergi adına benimle röportaj yapmak için evime geldi. Çok ilginç bir durumdu."

Haldun'u diğerlerinden farklı kılan sürati ve hırsı. Bir başka özelliği de ayak tekniklerini çok iyi kullanması ve ayakla eli harmanlamayı başarabilmesi. Kaybetmeyi hiç sevmiyor. Hatta futbol oynarken bile. "Hayatımda hiç zevkine oyun oynamadım desem abartmış olmam. Mutlaka kazanmam lazım. Bu hırsımı engelleyemiyorum." Maç kaybettiğinde ağladığı da olur.

Haldun dikkatleri ilk 1986 yılında İstanbul Burhan Felek'te yapılan bir turnuvada çeker. "Japon haftasıydı. Yaşım küçük olmasına rağmen büyükler kategorisinde müsabakalara girdim. Üçüncü turda kaybettim. Ama her maçta iyiydim. Orada bulunan herkes sen kimin talebesisin diye sormaya başladı."

Ailesi ise onun okumasını arzuluyordur. Evde ders kitaplarının arasına koyduğu karate dergilerini okuyarak derslerini aksatan Haldun'a ailesinin ilk ciddi tepkisi lise birinci sınıfta olur. "İlk dönem sekiz tane zayıf vardı. Türkiye Şampiyonası'na gittik. Ben o şampiyonada o günkü uygulamalar gereği dört kategoride madalya almayı başardım. İzmit'e döndüm. Tam eve girerken kapıda babamla karşılaştık. 'Baba' dedim, 'dört madalya aldım'. Babam mutluluğunu ifade etmezdi. 'İyi de' dedi. 'Dersler ne olacak?' Suratım düştü. Sonra kota koydu. Önce dersini çalışacaksın, sonra antrenmana gideceksin diye."

SİNEMAYI ÇOK ARZULUYOR

Haldun Alagaş millî takım formasını ilk 1988 yılında sırtına geçirir. Ümitlerde Avrupa İkincisi olur. Ondan sonra peş peşe gelen başarılar, kazanılan nice kupalar, 3 dünya şampiyonluğu ve Avrupa şampiyonlukları Haldun'u bir anda Türkiye'nin en popüler sporcularından biri haline getirir. Uluslararası arenada madalyaları İngiltere, Japonya, İspanyol ve İtalyanların paylaştığı o yıllarda herkesin kim bu çocuk dediği Haldun, karatede hakemlerin maça direkt etkisi sebebiyle deyim yerindeyse rakiplerini eze eze yener. Zaten hakem kararlarının bu kadar etkili olması sebebiyle karate olimpik bir branş değildir.

Haldun hâlâ karateden kopmadı. Ama sinema filmleri izleyerek başladığı bu spor dalını bıraktıktan sonra sinema filmlerinde rol almak istiyor. 2001 yılında Türkiye'ye gelen ünlü sinema oyuncusu Van Damme ile yaptığı gösteri maçını unutamıyor. Ona göre ülkede karate tarzı filmler açısından bir boşluk var. Haldun'un herhangi bir filmde rol alma isteği sporu bıraktıktan sonra kendisine meşgale bulmak gibi bir düşünce değil. Karatede belirli bir seviyeye geldikten sonra sinemanın en çok arzuladığı alan olduğunu belirtiyor.

Sinemaya ilgisinin artmasında sık sık Fransa'ya yaptığı seyahatlerin ve burada kurduğu dostlukların etkisi oldu. Karate bu ülkede çok seviliyor. Haldun da bu ülkede çok tanındığı için seminerler veriyor, turnuvalara katılıyor. Geçtiğimiz aylarda bir zamanların dünya şampiyonu şimdilerin sinema oyuncusu Seydina Balde'nin davetlisi olarak bir kez daha bu ülkeye gitti. Daha önce Jet-Li'nin bir filminde rol alan Balde, James Bond serisinin son ayağı Casino Royal'de de küçük bir roldeydi. Balde, Haldun'a kısa metrajlı bir filmde rol teklifinde bulundu. Haldun hiç düşünmeden, hiçbir oyunculuk deneyimi olmadan bu teklife 'evet' dedi.

İkili 1996 yılında tanışır. Balde'nin bu spora başlaması da Haldun sayesinde olur. 1991'de Fransa'da bir turnuvada Haldun'un müsabakası Fransız kanallarından birinde yayınlanır. O sırada Balde, top oynamak için dışarı çıkmak ister, ama babası izin vermez. Sinirlenerek televizyonu açar. Karşısında rakibini adeta perişan eden Haldun'u görür. Haldun'un özellikle ayak teknikleri Balde'yi o an çok etkiler ve o günden sonra karate eğitimi almaya başlar. Daha sonra dost olan ikili sık sık karateden ve sinemadan konuşur.

Fransa'da tekvando, karate gibi spor dalları ile uğraşanlara sinemada özellikle dövüş sahneleri için rol veriliyor. Balde de ülkesinde sinema çevreleriyle bir hayli içli dışlı. Kendisinin film projeleri de var. Bunlardan birinde Haldun'a da rol vermeyi düşünüyor. Hatta ikili geçen yıl Adriana Karembeu'nun başrol oynaması planlanan filmde birlikte rol alacaklardı. Ancak proje maddi imkânsızlıklar sebebiyle rafa kaldırıldığı için bu gerçekleşemedi. Filmin senaryosuna göre Haldun finaldeki bir dövüş sahnesinde rol yapacaktı.

Balde'nin son daveti karşısında apar topar Fransa'ya giden Haldun, Marsilya'da çekimleri yapılan kısa metrajlı bir filmde rol aldı. Amaç, bir gün bir yönetmenin kapısını çalıp kendisine film teklifi yapmasını beklemektense bir şeyler yapıp bir yönetmenin dikkatini çekmekti. Toplam 3 dakika süren filmin 40 saniye kadar bir bölümünde Haldun yer alıyor. Bu 40 saniyenin çekimleri 5 saat sürdü. "Bu benim için şu açıdan önemliydi. Bugün bir yönetmenle görüşmeye gidersem maç kasetlerinden başka bir şey gösteremem. Ama bu demo film benim için adeta bir kartvizit olacak."

Haldun'un bu ilk denemesinde aldığı tepkiler oldukça iyiydi. Ona göre filmin yönetmenliğini yapan Thomaoglou kardeşler kendisinde ışık gördü. "Çok keyifliydi. Belli bir konu yoktu. Bar gibi bir yerde bir kızla dövüşüyordum. Bana karşı çok iyi davrandılar. İlk başlarda gergindim, rahatlattılar. Bazı hareketlerin kareografisini değiştirmeme müsaade ettiler." Demo filmin ilk gösterimi de ertesi gün Marsilya'da bir salonda yapıldı. Haldun ve filmde rol alan diğer elemanlar oradaydı. "Film sinevizyondan seyircilere gösterilecek, ardından biz sahneye çıkıp filmde yaptığımız rolü orada tekrarlayacaktık. Film gösterildi, sonra biz sırasıyla sahneye çıkarak orada yaptığımız hareketleri bir kez daha seyircinin huzurunda yaptık. Seyirciden büyük alkış aldık." Haldun'un dövüş yaptığı bayan oyuncu da bir zamanlar başarılı bir karate sporcusuydu.

Haldun, Seydina Balde'nin peşini bırakmayı düşünmüyor. Türkiye'de olmasa Fransa'da kendisine bir kapı açılacağını ümit ediyor. "Belki onun sayesinde dünya pazarına gireriz. Olmaz diye bir şey yok." Yönetmen Faruk Sorak'ın 'Sınav' filminde Van Damme'ye rol verdiğini dile getiren Haldun Alagaş, "Mesela o filmde bir rol almak isterdim." diyor.

Onun da Balde gibi film projesi hayali var. Ve o da kafasında tasarladığı bu projede Balde'ye rol düşünüyor. "Ben İzmit'i çok seviyorum. Belediyenin desteğiyle, polisiye tarzı, içinde bol bol kovalamaca sahnesinin olduğu bir film hayalim var. Filmde, Türk polisi, Fransız polisi ile işbirliği yaparak uluslararası bir kaçakçılık şebekesini yakalamaya çalışıyor. Balde, Fransız polis şefini ben ise Türk polis şefini oynuyorum. Filmin finali beklenildiğinin aksine mutlu sonla bitmiyor. Fransız polis şefi şebekenin bir elemanı olarak karşımıza çıkıyor."

Haldun'un adı geçmişte de sinema filmleriyle anıldı. Ancak o bunların tamamen asılsız haberler olduğunu söylüyor. Sadece bir reklâm filmi için teklif aldığını, o dönemde müsabakası olduğu için çekimlere gidemediğini, daha sonra da o reklâm projesinin gerçekleşmediğini belirtiyor.

Türkiye'de Cüneyt Arkın'ın bir zamanlar ama öyle ama böyle doldurduğu boşluğu bugün kimse doldurmuyor. Dünyada ise Bruce Lee'den sonra bayrağı bir sürü oyuncu devraldı. Haldun, Jet-Li'yi beğeniyor, Jackie Chan'ın komedi tarzını iyi kotardığını düşünüyor. Hiçbir deneyimi olmamasına rağmen herhangi bir filmde başrol oynama isteğini gizlemiyor. Bu konuda kendine güveniyor. "Her şey finansa dayalı. Bir destek bulsam, kendimi bir göstersem, başaracağıma inanıyorum. Ülke tanıtımına da katkısı olacak bir projede yer almayı çok istiyorum." diyor.