|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Türkiye'nin refleks şehri Mersin

19 Mart 2007 / HAŞIM SÖYLEMEZ
Prof. Atilla Göktürk, "politik tansiyonu yüksek bir şehir" diye nitelediği etnik milliyetçiliğe dayalı gerilimle anılan Mersin'in "bir uygulama alanı" olduğunu vurguluyor.
Türkiye'de son yıllarda çokça gündeme gelen bir kent Mersin. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden, özellikle Güneydoğu'dan aldığı göçlerle dikkat çekiyor. Şüphesiz şehri ön plana çıkaran bu göç olgusu değil. Mersin bugün etnik milliyetçiliğe dayalı gerilim ve tahriklerle anılıyor daha çok. Peki, bu durum ne kadar gerçeği yansıtıyor? Eğer bunlar doğruysa Mersin bu duruma nasıl geldi? Bu soruların cevabını almak için Mersin üzerine 2003 yılından beri 5 ayrı çalışma yapan Muğla Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Göktürk'le görüştük. Göktürk'ün, Yüksel Akkaya ve Sertaç Tümtaş'la birlikte yaptığı çalışmalara göre Mersin'de etnik milliyetçilik giderek tırmanıyor. Yorumdan çok veriler üzerine konuşmak istediğini söyleyen Göktürk, "Mersin her zaman gerilmeye hazır bir kent konumunda." diyor.

-Mersin sürekli göç alan bir şehir. Bunun özel bir sebebi var mı?

Mersin, hemen hemen tüm sektörlerde faaliyet gösteren bir ekonomik yapıya sahip. Ayrıca tarıma kaynak oluşturan verimli topraklar da burada. Tarımsal üretimin ihtiyaç duyduğu yoğun işgücü ve sınırlı düzeyde de olsa gelişen sanayinin faal nüfus içindeki payının artması, ayrıca serbest bölge ve liman, kentin ticarî açıdan önem kazanmasını sağlıyor. Ancak Mersin, özellikle 1970'lerde, çok hızlı bir gelişme göstererek, istihdam açısından önemli imkânlar oluşturmasına rağmen, bu performansını izleyen yıllarda gösterememiş. 1990'larda karşılaştığı göç nedeni ile yoğun bir baskı altında kaldı. Yine de ilin sahip olduğu özellikler, bu nüfus baskısının büyük krize dönüşmesini önlemişti.

-Yani gerçekleşen yoğun göç Mersin'i pek etkilemedi mi?

Genel bir tanımlama ile Mersin gelişim sürecinde her zaman göçe konu olmuş, bölgeler arası göçte ilk sıralarda yer almış. Başka bir ifade ile kentsel nüfusunun oluşumunda göç önemli bir yer tutuyor. 1995-2000 yılları arasında toplam 117 bin 894 kişi farklı bölgelerden göç ederek Mersin'e yerleşmiş. Mersin ili nüfusunun yüzde 68'ini Mersin doğumlular oluşturuyordu. Buna karşılık 2000 yılı nüfus sayımı sonuçları, 1980 yılına göre yüzde 142,4 arttığını gösteriyor. Aslına bakılırsa Mersin bir göç kenti. Göçle kurulmuş ve sürekli göçle büyümüş. Yani göç kültürünü çok iyi biliyor. Sorun Mersin'in göç almasından değil, başka faktörlerin göç edenler üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor.

-Özellikle son yıllarda Mersin'in hareketli olması göçlere bağlanıyor. Bu yaklaşım doğru değil mi?

Elbette göç etkili olmuştur. Göç olmazsa insanlar buraya gelmeyecek ve bu insanlarda bir argümana dönüşmeyecektir. Ama buradaki durum biraz farklı. Her açıdan çok dinamik bir kent olan Mersin, Türkiye'nin birçok kentine göre politik tansiyonu yüksek, yerine göre birçok ortamı bir arada barındıran ve sunan bir kent. Mersin ekonomik olarak güçlü, mekânsal açıdan büyük ölçekli, toplumsal açıdan değişken ve birden çok kültürü bir arada barındırıyor. Siyasal açıdan da bu yapıya uygun olarak hareketli ve Türkiye'nin ötesinde bulunuyor. Kısaca Mersin, her boyutta tepki verebilen bir kent. Mersin'de çalışan kesimde yoğun bir örgütlülük var.

-Bu nasıl yansıyor şehre?

Her noktasından sendika ve dernek örgütlenmesi ağı bulunuyor. Mersin muhalif bir kent olmuş durumda. Solun devamında CHP'nin kalesi olarak bilinen Mersin'i bir yönüyle CHP kesmez. Daha radikal sol bu kentin yeni yapısına ancak uyacaktır. Örneğin, Mersin'de bir miting olur memurlar yasadışı bir uygulamaya kalkışır, burada başarılı olurlarsa Türkiye'nin her yerinde başarılı olurlar. Eğer memur burada dövülüyorsa Türkiye'nin her yerinde dövülür. Mersin'i bir uygulama alanı olarak görmek yanlış olmaz. Yapılmak istenilenler önce burada uygulanır, denenir, daha sonra Türkiye geneline yayılır. Burada başarılı olmadıysa başka yerde de olmuyor. Böylesine ilginç özeliği olan bir alan Mersin. Bu sadece sol için değil, diğer örgütler için de geçerli. Burada refleks artık bir işarete kalmış durumda. Bazen hareketlenme için o işaret yetiyor. Binlerce insan bir alana doluyor.

-Mersin bu ayrışma ve gerilim noktasına nasıl geldi?

Kentin üçte biri Kürt nüfustan oluşuyor. Mersin'de Kürtler ikinci partiyi belirliyor. DEHAP o oyları alırken kırsal alışkanlıklardan almıştı. Yeni partide de durum aynı olacak. Kendi kimliği üzerinden burayı kabul ediyor. Göç alan bir yerleşme özellikle, göçün yoğun ve kontrolsüz biçimde yaşandığı dönemlerde, ekonomik, toplumsal, kültürel ve politik hayatta önemli etkilerle karşılaşmış. Göç ve kentsel gelişme ilişkileri üzerine yapılan çalışmalar, göçün kentsel sistemde istihdam ve kentsel işgücü, ücretler, kent mekânı, kent yönetimi ve kentin kültürel yapısı üzerinde etki yaptığını sergiliyor.

-Nasıl bir etki bu?

2004 yılı yerel yönetim seçimi sürecinde yapılan araştırmalar, geçmişte Mersin'de çok açıkça hissedilen sınıfsal konumlanışın zemininin giderek eridiği, bunun yerine yoksulluk ve kimlik üzerinden tanımlamaların yer aldığını ortaya çıkardı. Hemen her dönemde yoksulluğun gözlenebildiği bir kentti Mersin. Göç dalgasından ve 2001 krizinden etkilendi. Irak savaşı kent ekonomisine önemli bir darbe vurdu. En önemlisi ise etnik farklılıkları gün yüzüne çıkaran bir çizginin ön plana çıkmasının zeminini oluşturdu.

-Bunun siyasi karşılığı neydi peki?

2004 yerel seçimlerinde oylarının yarısından fazlasını sol partilere kullandı şehir halkı. Bu da Mersin'i Türkiye'nin diğer kentlerinden ayıran önemli özelliklerinden biri.


MİLLİYETÇİLİK ARTIYOR MU?

-Mersin'de milliyetçiliğin giderek arttığı hatta tehlikeli boyutlara ulaştığı iddia ediliyor. Sizin bulgularınız hangi yönde?

Biz iç göçün etnik milliyetçilik üzerindeki etkisini araştırmak için bir çalışma yaptık. Bu çalışma çerçevesinde Mersin'de 310 anket uygulandı. Mersin kentsel nüfusunun çeşitli göstergelerini sunacak olan bu veriler aracılığı ile göçün kent üzerindeki etkisi değerlendirildi. Oluşan yeni kentsel dokuda, ekonomik ve kültürel olarak etnik temele oturan bir toplumsal yapının, giderek "milliyetçi" eğilimlerin ağırlık kazanması ile daha da derinleştiği görülüyor. Kentsel alanda kendi kimliklerini farklı biçimlerde tanımlayan kesimler bu kimliklerini giderek daha fazla önemsedi ve kişisel tutumlarında bu temelde bir yaklaşım belirginleşti.

-Bahsettiğiniz hususlarda değişimin oranları nedir?

Araştırmaya katılanların yüzde 35,2'si, 10-15 yıl öncesine göre milliyetçilik tutumlarında bir değişme olmadığını, yüzde 51,6'sı kendilerinin daha milliyetçi olduklarını, yüzde 13,2'si ise daha az milliyetçi olduklarını belirtti. Bu sonuca göre Mersin'in yarısı geçmişe göre kendisinin daha milliyetçi olduğunu söylüyor. Araştırmaya katılanların kendilerini tanımladıkları kimlikler üzerinden yapılan değerlendirmede tüm kimlik gruplarında yer alanların yarısından fazlasının kendisini geçmişe göre daha fazla milliyetçi olarak değerlendirmesi de ayrı bir argüman. Bu çok tehlikeli bir tırmanıştır ve artışın olması da Mersin'i sürekli bu alanda problem hale getirecektir.

-Ne gibi?

Yani Mersin'de her zaman bir şeyler olacaktır. Olmaya müsaittir. Ama olacak şeyler nasıl olur, nasıl bir sonuca ulaşır orasını ben bilemem. Giderek tırmanın bir milliyetçilik boşuna değil. Etnisiteye dayalı karşılıklı milliyetçilik bu ortamda sürekli çarpışacaktır. Tabii bu Mersin için neler getirir ve Türkiye'ye yayılımı nasıl olur orasını biz bilmiyoruz. İşimiz sadece veriler toplayıp analiz yapmak, ilgili kurumları bilgilendirmek, belki de uyarmak.

-Mersin'de Türk-Kürt çatışmasına yol açacak bir potansiyel var mı yani?

Bu verileri destekleyen bir bulgu da "Sizce toplumsal açından sorun yaratan en önemli ayrım hangisidir" sorusuna verilen cevap oldu. Açıkçası biz buna şaşırdık. Mersinlilerin yüzde 57,1'i bu soruya "Türk/Kürt, Laz, Arap vb. ayrımı" şeklinde cevap vermişken, yüzde 18,4'ü dinci-laik ayrımı, yüzde 17,4'ü zengin-fakir ayrımı, yüzde 2,9'u işçi-patron ayrımı, yüzde 2,6'sı Müslüman-gayrimüslim ayrımı, yüzde 1,6'sı ise köylü-kentli ayrımı şeklinde cevapladı. Kimlik tanımlamalarında Türk kimliğini kullananların yüzde 53,6'sı, Kürt kimliğini kullananların yüzde 65,3'ü en önemli ayrım olarak "Türk/Kürt, Laz, Arap vb. ayrım" ile etnik kimlik temelindeki ayrımı sorun olarak tanımlıyor. Ekonomik ölçütler açısından önemli olan zengin fakir, işçi patron gibi sınıf temelli ayrımlardan daha da fazla önemsenen etnik kimlik ayrımının, soruyu cevaplayanların farklı kimlik gruplarında yaklaşık aynı oranlarda yer bulduğu izlendi. Bu bulgu ise "ayrımcılık" tanımı ile bütünleşiyor. -Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Bu sonuçlar dikkate alındığında Mersin bu manada Türk-Kürt çatışmasına gebe bir şehir durumunda. Yapılacak ani refleksler ile iş çığırından çıkacak bir boyuta ulaşabilir. Tehlike aynı zamanda birtakım tedbirlerin alınmasına da yol açıyor. Her kesim kendisine göre bir strateji geliştiriyor. Ayrıca biz araştırmalarımızda etnik yapının yanında kendini hem etnik hem de mezhep yönüyle birlikte tanımlayanlarla da karşılaştık. Kürt Aleviyim veya Türk Sünniyim diye bir ayrıma gitmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir hadise. Sanırım bu değerlendirme daha çok Mersin'e özgü bir söylem.

-Bu ayrışma seçim sandığına da yansır mı?

Sosyal demokrat bir parti olan CHP ve sağ partiler ağırlıklı olarak Türkler ve Araplardan oy alırken, durum Kürtler için diğer sol parti blokunu bir araya getirmiş olan SHP lehine değişiyor. Mersin'in nüfusunun etnik yapısı, sol seçmen düzeyinde iki parti arasındaki tercihte etkili oluyor. Kürtler SHP bloku içinde yer alan DEHAP'ı kendi partileri olarak görmeleri nedeni ile ağırlıklı olarak SHP blokuna oy veriyor. Türkler ise her dönemde Mersin'de önemli bir oy potansiyeline sahip CHP'ye desteklerini sürdürüyor. Yine AKP ve MHP'ye de kendini Türk olarak tanımlayanlar oy veriyor.

-Oy dağılımları aynı zamanda ekonomik ölçüyle de belirleniyor mu?

Kesin bir ayrım var. İstihdam veya ekonomik güce bağlı olarak oy dağılımları da değişiyor. Türklerde ücretli çalışanlar daha çok CHP'ye oy verirken aynı zamanda sağ partilere de oy veriyor. Ancak CHP'nin ağırlığı çok daha fazla. Aynı değerlendirmeler sadece Kürtler için yapıldığında, burada da SHP blokunun hemen her istihdam grubunca desteklendiği görülüyor. Kürtler arasında işçilerle esnaf ve serbest meslek grubundan küçük bir kesim CHP'yi tercih ederken, sağ partilerden AK Parti de esnaf ve serbest meslek kesimindeki küçük bir gruptan destek alabiliyor.

-Göçle birlikte Mersin'in etnik yapısı nasıl değişti?

2003, 2004 ve 2006 yıllarında yaptığımız karşılaştırmalı saha araştırmasında Mersin'de yaşayan yüzde 50-55 dolayında bir kesim kendisini Türk, yüzde 30'luk bir kesim Kürt ve yüzde 10'u da Arap olarak tanımladı. Mersin'de yaşayan ve kendisini Türk olarak tanımlayanların ancak yüzde 19'luk bir bölümü Mersin doğumlu. Aynı verilere göre kent nüfusunda yüzde 32,4 oranında yer alan Kürtlerin üçte ikisinin kente yerleşmesi son 15 yıl içinde, "zorunlu göç" ile gerçekleşmiş.


MERSİN'İ GEREN YOKSULLUK DEĞİL

-Mersinlilere uyguladığınız anketlerde halkın Mersin'de olmasaydı dediği bir takım olaylar var mı?

Evet, insanlar bu konudaki düşüncelerini net bir şekilde söylüyor. "Mersin'de keşke olmasaydı" sorusunu sorduğumuzda aldığımız sonuçlar oldukça ilginç. Halkın yüzde 41,6'sı ayrımcılık yapılmasını istemiyor. Buna paralel olarak yine halkın yüzde 29,4'ü Mersin'de milliyetçiliğin artmasından rahatsız.

-Yoksulluğun Mersin'deki kargaşalarda önemli bir etken olduğu söyleniyor. Bu doğru mu?

Mersin rahat bir şehir. Geçim bakımından insanın ayakta kalması ve yaşaması kolay. İstihdam açısından bakıldığında kentin yaklaşık yüzde 20'si ücretli çalışan işçi ve memur iken, işveren, esnaf, serbest meslek gibi bağımsız çalışanların oranı yüzde 33 civarında. Bunun yüksek çıkmasının temel sebebi tezgahçı, tablacı, pazarcı vb. konumda çalışanların kendilerini serbest çalışan olarak tanımlaması. Yüzde 9,4'lük orana sahip olan emeklilerin önemli bir kısmının memur ve işçilerden oluştuğu dikkate alındığında bağımlı çalışanları oluşturan ücretlilerin oranının, bağımsız çalışanlara yaklaştığı görülmekte. Mersin'de belirlenen işsizlik oranı ise yüzde 5. Bu rakam Türkiye'nin birçok yerine göre çok da büyük değil. Gelir dağılımına etnik kimlik açısından bakıldığında ise en yoksul grupların Kürtlerden oluştuğu, Arapların ortalamaya yakın bir yerde bulunduğu, gelir düzeyinin Türklerde arttığı da gerçek. Temelde Mersin'de hadiseler çıkartacak seviyede yoksulluk yok.


MERSİN ASLINDA BİR HOŞGÖRÜ KENTİ

-Her şeye rağmen Mersin potansiyeli bakımından bir hoşgörü şehri olarak biliniyor.

Evet…Mersin tek bir cümleyle özetlenmek gerekirse hoşgörülü bir kent. Bu gelen göçler hep dokuyu değiştirmiş, dönüştürmüş ve ciddi bir hoşgörü üretmişti. Yani göç, ekonomik koşulların müsaade etmesi ve sosyal yapının da buna uygun motifler taşıması nedeniyle sorun olarak algılanmamıştı. Tabii bu geçmiş ile ilgili bir şey. Ama bu zorunlu göç süreci farklı bir görüntü arz etti. Bu şehri anlatmak için çok kullandığım bir örnektir Mersin Mezarlığı. İçeri girdiğinizde sağda Müslümanların, solda gayrimüslimlerin yattığını görürsünüz. Ben başka bir mezarlık görmedim Türkiye'de, hem Müslümanların hem gayrimüslimlerin bir arada olduğu. Bu çok çarpıcı bir sahneydi ilk gördüğümde benim için…Geçmişte böyle ise, özünde bu varsa sonradan nasıl değişebilir?

-Peki nasıl değişmiş sizce?

Acaba bu hoşgörünün sınırları daralıyor mu diye düşündük. Çünkü bu cevabın iki boyutu vardı. Bir, göçmen mahallesinde yerleştikleri için Mersin'in genelinde bir dışlanma olabilirdi. İki, öyle bir ortamda yaşıyorlardı ki göçmenlerden dolayı kendilerini dışarıda kalmış hissedebilirlerdi. Ama bizim için önemli olan nokta bunun bir soru işareti yaratmış olmasıydı. Nitekim araştırmaları bu anlamda da derinleştirmeye çalıştık. Mersin'de bu güzel hoşgörünün giderek bittiği ile karşılaştık. Ama bu toplum bazından çok etnik bağlamda bir gerilimle yapılıyor.