|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Yar bana bir eğlence medet...

15 Ekim 2007 / AYŞE ADLI
Karagöz ile Hacivat’tan haber var. Dillerinden anlamayan bir kalabalığın karşısında ecel terleri dökmekten sıkılmışlar. Hayal perdesini bir geren olsa ekibi toplayıp sazlı sözlü, gazelli türkülü âlemi başlatacaklar. Bizden söylemesi…
Bir ramazanı daha geride bıraktık. Huzur, bereket, rahmet müjdeleyen uzun geceleri ve elbette yeni günün ilk saatlerine kadar sarkan ramazan sohbetlerini. Hele de halkada eskilerden soluklar taşıyan birileri varsa… Belki biraz geç kaldık ramazan gecelerini yâd etmek için. Maksadımız artık hüzünden çok rahatsızlık sebebi olan eski zaman nostaljisi yapmak değil neyse ki. Mevzu perdedeki gölgesi solmaya yüz tutan Hacivat ve Karagöz olunca ister istemez maziye doğru yola koyuluyoruz. Seyahatimizin sebebi gölge oyununun kendisi değil, unutulmaya yüz tutmuş müzikleri. Görünen o ki müziğiyle, karakterleri ve diyalogları ile gönülleri fetheden gölge oyunundan geriye bir Hacivat bir de Karagöz kalmış…

Hay Hak diye başlayalım söze. Bakalım ayine-i devran neler gösterir… Karanlık bir Osmanlı kahvesi. Çıt çıkmıyor kimseden. Derken perdede hafif bir hareket, def sesi de duyuldu işte. Ve keçi sakalı, sivri şapkasıyla Hacivat’ın gölgesi düştü perdeye. Yar bana bir eğlence medet… Başkaca bir eğlencenin olmadığı zamanlarda tamam da, bu perdenin şimdi bile izleyeni önüne katıp sürükleyen büyüsünü nasıl açıklamak gerek? Ama hayır, ön sıralarda oturan kısa boylu insanlardan mırıltılar yükselmeye başlıyor. Aralarında ağlayanlar, uyuyanlar hatta tuvalet sırasına girenler var. Bu işte bir yanlışlık olmalı. Yıktın haneyi eyledin viran, varıp sahibine haber vereyim heman…

Işıklar açılınca işin aslı çıkıyor ortaya. Anasınıfı öğrencilerinin ortasına düşmüşüz bilmeden. Sonra, birkaç yıl önce inat uğruna Karagöz Hacivat oynatmaya soyunan müzik araştırmacısı Cemal Ünlü gölge oyunlarının anaokulu çocuklarından başka seyircisi kalmadığını anlatıyor. Ne oynatanda keyif var, ne izleyen neden orada olduğunu biliyor velhasıl. Usta ellerin şekil verdiği kuklalar tozlarını döktükleri ile kalıyor. “Baktım ki gelenek ölüyor, hiç olmazsa aslına uygun birkaç oyun göstereyim diye hayâlî oldum.” diye söze giriyor Ünlü. Konservatuar öğrencilerine Hacivat Karagöz musikisi anlatmakla başlayan araştırma o hızla devam etmiş. Şimdi anasınıfı öğrencilerinden oluşan kitlesine son oyunlarını oynuyor. Sonra sandığını toplayacak. Yola koyulmadan yakaladığımız iyi oldu, eskilerden haber aldık bu sayede.

Yaşı otuzların üstünde olanlar televizyondan, daha büyükler mahalle kahvesinden hatırlar Hacivat ile Karagöz’ü. Def sesinin ardından önce Hacivat gelir, Karagöz’ü iki kuruşluk keyfinden ederdi. Oyun sonuna kadar sürecek mücadele böylece başlamış olurdu. İşin aslı hiç de öyle değilmiş oysa. Ünlü, gölge oyununun en önemli özelliğinin müzikleri olduğunu söylüyor. Eskiden olsa perde gazelini okumadan oyuna başlayan adamı kahve kapısından içeri almazlar belki de. Şimdilerde bundan haberdar olmak bile ayrıcalık. Gazeli, mürekkep yalamış, sosyete sınıfına mensup Hacivat’ın okuması âdetten. Çünkü dili diğer kahramanlarımız için fazlasıyla ağır ve ağdalı: “Benim afet-i cihanım/ Yoluna feda bu canım/ Dili dost, kalbi düşmanım/ Aman etme bu edayı/ Beyim etme bu cefayı…” Hangi gazelin okunacağı seyircisini eğlendirmeye ahdetmiş hayâlî’nin tercihi. Bu olmadıysa Sadullah Ağa’nın yürük semaisi eşliğinde arz-ı endam ediyor Haci Cavcav: “Ah bir elif çekti yine sîneme cânan bu gece/ Pek sarıldı bana ol servi hıraman bu gece/ Ayın on dördü gibi dün gece mecliste idi/ Ah kande akşamlayacak ol mehî taban bu gece…”

Birbirinin dilinden anlamayan bir kalem efendisi ile bir halk adamı seyirciyi gülmekten kırıp geçiriyor. O gün sokakta ne konuşulmuş, saray halkın gündemine nasıl gelmişse perdeye âlâsı yansıyor. İşin adı hicivse her biri ayrı bir yetenek olan hayâlî’lerden iyisini mi bulacağız. Ama unutmamak gerekiyor ki mahalle kahvesinden hünkâr konaklarına kadar her kapıdan girebilen ustalar, siyasette olduğu kadar musikide de söz sahibi. Cemal Ünlü, gölge oyununun yetişkin seyircisini kaybetmesini en başta geleneksel tavrından uzaklaşmasına bağlıyor. “Karagöz metinlerinin eşsiz bir Türkçesi var. Gündelik konuşmaya uydurma kaygısıyla bambaşka bir hale sokulmuş. Müziği; kötü, işlevsiz, maksadını yerine getirmeyen bir biçimde kullanılıyor. Yetişkinlerin ilgisini çekmiyor doğal olarak. Perde çocuklar için açılıyor.”

Oyunda kullanılacak müzikler için sınırlama yok. 1950’lere kadar hayâlînin zevkine, dönemine göre hemen her tür müzik kullanılmış. Klasik musikinin kâr, kârçe, murabba, beste, semai, şarkı gibi formları; gazel ve taksimler, şehir eğlence musikisinin köçekçeleri, tavşancaları, oyun havaları; Anadolu ve Rumeli türküleri, yeri geldikçe Arapça ya da İbranice güfteli şarkılar ve Batı müziği parçaları. Ünlü, Rum ve Ermeni karakterlerin kendi kültürlerine has ezgilerle perdeye çağırılmasını Karagöz musikisinin zenginliğine örnek gösteriyor. Toplumdaki tüm cemaat ve milletlere hitap eden Karagöz ustalarının; vals, polka, opera aryası gibi Batı müziği parçalarını bile icra ettiği biliniyor. Bir karakterin gölgesi perdeye yansımadan önce sesi işitiliyor, seyirci söylenen şarkı ya da türküden sırada kimin olduğunu kolayca anlıyor. Bunun sanıldığı kadar zor olmadığını göstermek için küçük bir uygulama yapabiliriz.

ŞARKILAR SENİ SÖYLER

Hacivat kâh ‘Ah bir elif çekti sineme canân bu gece’ diye başlayan muhayyer yürük semaiyle, kâh ‘Etti o güzel ahde vefa müjdeler olsun’ namesiyle, olmadı ‘Yine bir gülnihal, aldı bu gönlümü’ diye devam eden rast semai ile şenlendiriyor seyircilerin gönlünü. Karagöz, adı üstünde halk adamı. Onun şarkıyla işi olmaz. ‘Bülbül olsam kona da bilsem dallere’ diye köçekçeye bir giriyor, yerinde durabilene aşk olsun. Çelebi, tam bir şehir efendisi. Elinde şemsiye, ‘Üsküdar’a gider iken’ de yakışıyor edasına, ‘Cana rakibi handan edersin’ de... Zenne’ye gelince, muhtemelen sevdalı. Söylediği şarkılardan belli: ‘Nigâh-ı mestine canlar dayanmaz’, ‘Hâb gâh-ı yâre girdim arz için ahvalimi’, ‘Evvel benim nazlı yârim/ severim kimseler bilmez/ Bir aşkadır düştü gönlüm/ Yanarım kimseler/ bilmez.” “Balat kapısından girdim içeri. Güzeller oturmuş iki keçeli. Yalvarırım yakarırım almaz içeri. Aydee... Aydeee... Vamoz a Balat”. Gelen Yahudi’den, başka kim olsun...

Ortalama bir Karagöz ekibi; hayâli, yardak ve çıraktan oluşuyor. Ama oyun bir zengin konağında oynanacaksa saz heyeti ve hanende de katılıyor aralarına. Cemal Ünlü, Doğu tiyatrosuna has olan müzik kullanımının modern Batı tiyatrosunu da etkilediği görüşünde: “Epik tiyatronun kurucusu Bertolt Brecht’in müzik kullanımı ile Karagöz’deki uygulama arasında ciddi bir benzerlik var. Brecht, tiyatrosunu Doğu’dan aldığı birtakım unsurlar üzerine inşa etmiş.” Ünlü’nün gölge oyununa dair tüm söyledikleri beş yıllık bir araştırmanın ürünü. Şimdi meraklıların çıkıp son ustalar da göçmeden işe el atmasını bekliyor.

Geleneksel tarza uygun bir oyun izlemek için beklemek gerekse de Karagöz müziklerinin önümüzdeki aylarda bir konserde icra edileceğini müjdeleyebiliriz. Geçtiğimiz yıl ilk uygulamasını Cemal Ünlü ile yapan Ses ve Nefes grubu yine Ünlü’nün desteği ile provalarını sürdürüyor. Ekibin kurucusu Cengizhan Sönmez, Karagöz Hacivat’a şarkı söylemenin her yiğidin harcı olmadığını ekliyor arada. “Çeribaşının gelini şarkısını bir çingene söylüyor. Tuzsus Deli Bekir’le çingeneyi aynı eda ile söyleyemezsiniz. İcracı erkek olsa da zenne gelirken sesine kadın havası vermesi lazım.”

Uzatmaya gerek yok. Uygun salon bulunursa İstanbullu müzik severler konserle şenlenecek nasılsa. Biz son sözü hayal perdesindeki gölgeleri solmaya yüz tutmuş Hacivat ve Karagöz’e bırakalım iyisi mi: “Nakş-ı sun’un remz ider hüsnünde rüyet perdesi/ Hace-i hükm-ü ezeldendir hakikat perdesi/ Her neye iman ile baksan olur iş aşikar/ Kılmış istila cihana hab-ı gaflet perdesi/ Bu hayal âlemi gözden geçirmektir hüner/ Nice kara gözleri mahv etti suret perdesi…”