DÜNYA

'Kürdistan' sarhoşluğundan geçim derdine Kuzey Irak

  • Haşim Söylemez
'Kürdistan' sarhoşluğundan geçim derdine Kuzey Irak
ERBİL - Türkiye’nin güneydoğu sınırında, bize hem yakın hem ırak olan bu bölgeyi ne kadar tanıyoruz? Sürekli gelişen; ama geliştiği kadar da bir zıtlıklar bölgesi haline gelen Kuzey Irak’tan ilginç manzaralar…Kuzey Irak… Türkiye’ye hem çok yakın hem de çok ırak… Bir işadamı için gelir getiren sıradan bir vilayet, bir siyasetçi için zapt edilmesi gereken asi bir komşu. Yüceltenleri hayal kırıklığına uğratacak, ‘tu-kaka’ diyenleri yanıltabilecek bir yer burası aslında. Peki, yıllardır Türkiye’nin ana gündemlerinden birisi olan bu bölgeyi ne kadar tanıyoruz? Bölge halkı nasıl yaşıyor, nasıl değişiyor? Kuzey Irak fenomenini ne kadar biliyoruz? Kuzey Irak’tan bir tutam ilginç kesit…

Erbil, Kuzey Irak’ın ‘başkenti’ konumunda. Erbil ve çevresinde yaklaşık 2 milyon kişi yaşıyor. Bu da bölgedeki 6 milyon Kürt nüfusunun 3’te 1’ine denk geliyor. Dolayısıyla Kuzey Irak’taki yatırım ve gelişmeyi en iyi yansıtan yer burası. Siyasetin kalbi de burada atıyor. Kuzey Irak Yerel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, karargâh olarak Erbil’in 25 kilometre ötesindeki Selahattin’i kullanıyor. Barzani’nin konutu ve IKDP genel merkezi Selahattin’in hemen üst tarafındaki Serareş (Siyah baş) tepesinde konuşlanmış durumda. Burayı İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından eğitildiği söylenen özel peşmerge timleri koruyor. Selahattin’deki bir toplantıya gazeteci olarak ulaşmak bile en az 5 saatlik bir arama ve güvenlik işleminden geçmeyi gerektiriyor.

Erbil’e bağlı küçük bir ilçe konumundaki Selahattin’de yaşayanların çoğu Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) mensubu ve ailelerinden oluşuyor. Selahattin’de altyapı sorunu bulunmuyor; Erbil’de ise elektrik ve su gibi ihtiyaçlar çoğu zaman sorun teşkil ediyor. Mesut Barzani ile birçok KDP’li Selahattin’i tercih ederken yerel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Erbil’de kalmayı yeğliyor. Etrafı surlarla çevirili geniş arazideki konutu çok sıkı korunuyor. Neçirvan Barzani’nin Erbil’de halkın içinde olması ona olan sempatiyi artırıyor; o bu yönüyle Kürtlerin ikinci önemli ismi olmaya başlamış durumda. Geleceğin lideri olarak gösterilen Neçirvan’ın siyasi hamleleri de bölge halkı tarafından takdir topluyor. Mesut Barzani’nin popülaritesi ise kendisinin yeğeni ve damadı olan Neçirvan Barzani karşısında tabiri caizse erimeye başlamış gibi. Zaten halk bunu artık dile getirmekten çekinmiyor ve Mesut Barzani’ye karşı protesto mitingleri bile düzenlemekten geri kalmıyor. Bu tür eylemlerin giderek artacağı belirtiliyor. Mesut Barzani, otoriter bir yönetim kurmak ve kamu imkânlarını yakınlarına açmakla eleştiriliyor yoğun olarak. Kuzey Irak’ta sosyal hayat hızlı bir değişim içinde. Kürt gençleri artık bölgeye has klasik kıyafetler giymiyor. Kot pantolon, tişört giyip Rayban, Police marka gözlükler takıyorlar. Sarı tonların ağır bastığı klasik peşmerge kıyafetli insanları görmek de giderek güçleşiyor. Mesut Barzani’nin de kullandığı kırmızı beyaz puşi de giderek daha az tercih ediliyor. Başa takılan puşi, kırmızı tonların ağırlığından dolayı bu özelliğini Barzani ailesinin köyü olan Soran’dan (sor: kırmızı) alıyor.

MAKYAJLI KÜRT KADINLARI

Erklerdeki kıyafet değişikliği bayanlarda daha da belirgin bir şekilde göze çarpıyor. Yöresel kıyafetler artık neredeyse sadece düğünler için tercih edilir olmaya başlamış. Fakat makyaj Kürt kadınlarının vazgeçilmezi haline gelmiş. Makyajlardaki abartılı kullanım dikkat çekiyor; “boya küpüne girmiş” bayanları şehirlerde hatta köylerde görmek mümkün. Tüketimi hızla artan kozmetik ürünleri Türkiye, İran, Suriye ve en çok da İsrail’den geliyor buraya. Bölgedeki eczaneler neredeyse ilaçtan çok kozmetik satışı yapıyor.

Kültürel ve sosyal değişim şehirlerdeki tabela ve levhalara da sirayet etmiş; Arapça harflerle yazılmış Kürtçe isimlerin yanı sıra mutlaka İngilizcesi de ilave edilmiş. Bölgede en çok izlenen yabancı televizyonlar ise Türk kanalları. Neredeyse bütün evlerde televizyonlar uydu alcısıyla izleniyor. Türk dizileri oldukça revaçta burada, görüştüğümüz birçok kişi bizi önce bir dizinin ismini ya da bir Türkçe şarkı söyleyerek karşılıyor. Fakat Türk televizyonlarına ilgi son dönemlerde biraz azalmış. Bu durumun, Türk medyasının Kuzey Irak konusunda “yalan yanlış haberler” yapmasından kaynaklandığı söyleniyor.

KÜRT GENÇLER, ARAPÇA MTV İZLİYOR

Kürtler Türkçe konuşulanların önemli bir kısmını rahatlıkla anlayabiliyor. Yani Türkçeye ve Türkiye’ye o kadar uzak değiller. Fakat Kürt gençlerin ilgisini son dönemlerde yeni bir müzik kanalı çekmeye başlamış. Merkezi Dubai’de bulunan ve kısa süre önce yayına başlayan “MTV-Arabia” müzik kanalı. Gençler burada Arap sanatçıların yanı sıra dünya starlarının kliplerini de izliyor.

Kuzey Irak halkı eskisi kadar heyecanlı görünmüyor. Önceki yıllarda başlayan inşaat hamlesi, bölge halkını yeni bir ülke kurma sarhoşluğuna gark etmişti âdeta. O yüzden Kürtler “Kürdistan kuruluyor” anlamına gelen “Kürdistan avadibi” sözünü ağızlarından hiç eksik etmiyorlardı. Ama dün “Kürdistan” hayalini kurup onun üzerine şarkılar söyleyen Kürtler artık kendi hayat standartlarını sağlama alıp geliştirme derdine düşmüş durumda. Çünkü bölgede hayat giderek güçleşiyor. Bir iğne dahi üretemeyen “Kürdistan”da bolluk bereket olacak hayalini kuran Kürtler şimdi hayat pahalılığıyla mücadele ediyor. Halkın gelir durumu iyi değil; ama fiyatlar çoğu kalemde Türkiye ile eşit.

İLAÇLARIN ÇOĞU ALMANYA’DAN

Sağlık malzemeleri, ekmek, yağ, şeker ateş pahası olmaya başlamış burada yaşayanlar için. İlaçların tamamı Türkiye ve Avrupa ülkelerinden geliyor. Almanya kökenli ilaç sanayicileri bu alanda çok önde gidiyor. Bu yüzden halk arasında her ilacın sonuna “Almani” kelimesi ekleniyor. IKDP yetkililerine göre Almanya, Kuzey Irak’taki ilaç sektörünün yüzde 60’ını elinde bulunduruyor.

Kuzey Irak’ta bir resmî görevli en fazla 300-400 dolar maaş alıyor. Bölgede en popüler meslek olan peşmergenin (asker) aylığı en fazla 500 doları buluyor. Kuzey Irak’taki zengin-fakir uçurumu da çok belirgin. Zenginler evlerinde Afrika ülkelerinden gelen hizmetçiler çalıştırırken fakirler günü kurtarma derdinde. Kerim Celil, ekonomik sıkıntının kendilerini rahatsız etmeye başladığını söylüyor: “Eskiden su, elektrik bedavaydı. Şimdi sembolik bir ücret ödüyoruz; ama diğer kalemlerde hayat zorlaşıyor. Sağlık imkânlarından faydalanmak pahalı. Her şeye para gidiyor. Eskisi gibi bir durum yok. Allahtan henüz vergi ödemiyoruz.” Kuzey Irak’ta esnaftan veya ticaretle uğraşandan vergi alınmıyor. Sadece sembolik bir bedel kesiliyor. Buna mukabil ev kiraları giderek artmaya devam ediyor. Genelde müstakil evlerden müteşekkil olan bölgede ev kiraları 400 ile 1000 dolar arasında değişiyor. Kuzey Iraklıların geçim sıkıntısını hafifleten önemli bir yardımcıları var: Geçmişten kalan birikimlerini kullanmaları.

UCUZ OLAN TEK ŞEY…

Bölgede ucuz olan tek şey araba. Burada bir Land Cruiser marka cip sahibi olmak için 30-40 bin dolarınız olması yeterli. Kuzey Irak yollarında Hammer marka cipleri görmek çok zor değil. Otomobil fiyatları da Türkiye’nin çok çok altında. Bölge genelinde en çok Toyota marka arkası açık cipleri alıcı buluyor. Kuzey Irak’ta araç sayısı hızla artıyor. 2002 başında sadece Erbil’de 30-40 bin kadar araç varken, bu sayı astronomik olarak artarak 300 bin’e yükselmiş durumda. Zaten sabah ve akşam saatlerinde Erbil’deki trafik keşmekeşliği yer yer İstanbul’u aratmıyor. Araba fiyatları ucuz olsa da yakıt fiyatı giderek artıyor. Bu da petrol zengini bölge için ironik bir durum. Benzinin fiyatı artınca kaçak benzin devreye giriyor. Erbil Ticaret Odası’na göre, bölgede satılan benzinin yüzde 45’i kaçak.

Kuzey Irak’ın altı petrol kaynıyor. Yabancılar petrol kuyuları açmak için yerel yönetimin kapısını aşındırıyor. IKDP’nin mühendislere hazırlattığı petrol rezervi haritasına göre bölge, Kerkük petrolleri olmadan bile dünya petrol rezervlerinde 6. sırada. Neçirvan Barzani’nin de ortağı olduğu Norveç şirketi DNO’nun Türkiye sınırına yakın Zaho’da yeni rezerv keşfederek petrol çıkarmaya başlaması Kuzey Iraklıları umutlandırdı.

TÜRKİYE KAYBEDİYOR, İRAN KAZANIYOR

Erbil Ticaret Odası Başkanı Celil Alhayat, petrol zenginliğinin henüz kâğıt üzerinde kaldığını vurguluyor: “Petrol ve doğalgazı çıkarırsak Kuzey Irak kısa sürede gelişen süper bir yer haline gelir. Bunun için biraz zamana ihtiyacımız var.” Yerel yönetim, Irak ulusal petrol Şirketi SOMO’nun çıkardığı petrolün yüzde 17’sinde pay sahibi. Ama mevcut üretim kendilerine yetmiyor, dışarıdan petrol ve petrol ürünleri ithal ediliyor. Kaçak ithalat da var tabii ki. Mesela kaçakçılar katırlarla İran’dan Kuzey Irak’a günde ortalama 2 bin bidon petrol taşıyor.

Söz İran’a gelmişken; Kuzey Irak’ın İran ile olan sınır kapısı Hacı Ümran son yıllarda oldukça hareketlenen bir nokta. İllegal mal geçişleri yaygın bu bölgede. IKDP Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizai’yi dinlerken, Türkiye’nin Kuzey Irak ekonomisinde güç kaybetmeye başladığını anlıyoruz. Mesela bu yılın başından itibaren Kuzey Irak’a giren ürünlerin yüzde 70’i Hacı Ümran’dan geçiş yapmış. Daha önce bu oran Habur Sınır kapısı için geçerliydi. Sefin Dizai 2007’nin başından itibaren Türkiye’den giren malların oranının yüzde 30 olduğunun altını çiziyor.

Iran üzerinden Kuzey Irak’a gıda, giyim, kozmetik, sağlık malzemesi başta olmak üzere 250 kalem mal geçişi yapılıyor. Bu mamullerin çoğu taklit. Çin malları bile artık Hacı Ümran’dan yasal veya illegal olarak bölgeye giriyor. Erbil’de, Dohuk’ta her yerde Çin ürünlerini görmek mümkün. Giyimde bile Çin furyası Kuzey Irak’ı sarmış durumda. Cep telefonu satan bir mağazada en çok Çin ürünlerinin satıldığına şahit olmak mümkün. Kerim Halis, yılardır ticaretle uğraştığını ve İran kapısının kendilerini rahatlatmaya başladığını vurguluyor: “Ben her çeşit ürünü buradan Kuzey Irak’a getiriyorum. Giysi, cep telefonu, makarna... Getirdiğimiz mal elimizde hiç kalmıyor.”

SAHTE ÜLKER ÜRÜNLERİ PİYASADA

İlginçtir, K.Irak’ta çok rağbet gören Türk ürünlerinin taklitleri de Hacı Ümran’dan geçiriliyor. Özellikle Ülker ürünleri bölge insanının damak zevkine hitap ettiğinden, çok tutuluyor. Sahteciler devreye girince gofretten bisküvisine kadar birçok Ülker markalı taklit ürün İran üzerinden Kuzey Irak’a sokulup marketlerde orijinalleriyle birilikte satılıyor. Ülker ürünlerini ayırt etmek için tadını bilmek gerekiyor. Ticaretle uğraşan Hasan El Mahmut, bir itirafta bulunuyor: “Ben de taklit Ülker satıyorum. Daha ucuz alıp aynı fiyata satıyoruz. Herkes bunu yapıyor. Bunu nerede ve nasıl taklit ediyorlar bilemiyorum; ama orijinal ambalajının aynısını yapıyorlar. Halk pek bilmediği için satın alıyor. Bunu ancak işin ehli olanlar fark edebilir.” IKDP Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizai ise Kuzey Irak’a giren ürünlerde henüz denetleme mekanizması kuramadıklarını, sadece ne kadar malın girdiğini kayıt altına aldıklarını dile getiriyor.

Kuzey Irak’taki eğitim faaliyetleri de büyük dikkat çekiyor. Türk müteşebbislerinin açtığı ortaöğrenim kurumlarının yanı sıra bölgedeki üniversite hareketliliği de gözlerden kaçmıyor. Yurt dışındaki Kürt kökenli akademisyenler de bölgedeki üniversitelere ilgi gösteriyor. Selahattin Üniversitesi, Dohuk Üniversitesi, Süleymaniye Üniversitesi ve yeni açılan Kürdistan Üniversitesi Kürtlerin geleceğini bağladığı eğitim kurumları. Özellikle Kürdistan Üniversitesi politikacı yetiştirmek için programlanmış bir üniversite. Yabancı ülkelerin açtığı üniversiteler ise zeki Kürt gençlerini bünyesine alıp yetiştiriyor.

‘PAKET’ İÇİN ESKİ PKK’LILAR KULLANILACAK

Kuzey Irak’ta PKK giderek nefret uyandıran bir örgüt halini almaya başlamış. “Kürt isyan hareketi” olarak görülün örgüt, şimdilerde “terör örgütü” olarak kabul ediliyor. Kürtlere göre, PKK Türkiye ile onların arasını bozuyor. Bu yüzden daha üç ay öncesine kadar Kuzey Irak’ta rahat dolaşabilen PKK’lılar artık şehirlere bile inemiyor. Bu, peşmergenin son zamanlarda aldığı tedbirlerden kaynaklanmıyor sadece. Halkın artık teröristleri görmek istememesi de önemli etken. Ancak şehirlerde daha önce peşmergeye katılmış eski PKK’lılar bulunuyor. Erbil’de tevafuken karşılaştığımız Selim bunlardan biri. Peşmerge kuvvetlerinde yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiş Selim. 10 yılını terör örgütüne verdikten sonra PKK’yı bırakıp peşmergeye katılmış. Şimdi iki çocuğuyla birlikte maaşlı bir resmî görevli olarak hayatını idame ettiriyor. Birçok arkadaşının aslında peşmergeye katılmak istediğini söylüyor Selim: “PKK bu yolla bitirilebilir. Peşmerge onları alıp kullanabilir. Ancak örgüt bunu istemez.” Diğer bir ayrıntı ise terör örgütü PKK’nın önemli isimlerinin muhtemelen paketlenip Türkiye’ye teslim edilmesinde bu peşmergelerden faydalanılacak olması. Coğrafyayı iyi bildikleri ve teröristlerin manevralarını önceden tahmin ettikleri için eski PKK’lıların bu operasyonlarda kullanılacakları belirtiliyor.



MİSYONERLER DE İŞ BAŞINDA



Kuzey Irak, gayrimüslimlerin de yaşadığı bir bölge. Zaho ve Dohuk’ta gayrimüslim nüfus oldukça belirgin. Türkiye sınırı boyunca daha çok Keldani, Asurî ve Hıristiyan köyleri uzanıyor. Kiliseler ilk göze çarpan yapılar oluyor buralarda. Erbil’e doğru yaklaşıldığında ise önce Yezidi köyleri, ardından da Yahudi köyleri karşılıyor sizleri. Yahudi Kürtler daha çok Berzenci bölgesinde bulunuyor. Gayrimüslimler yerleşik olanlar değil sadece. Misyonerlik faaliyetleriyle Kürt gençleri kendilerine çekmek isteyen gruplar da Kuzey Irak’ta faaliyet gösteriyor. Güney Koreli misyonerlerin Erbil’de açtığı “kilise evlerin” sayısı artıyor. Bu teşekküller, sözde “eğitim kurumu” kisvesi altında faaliyet yürütürken “maddi yardım” silahını da kullanıyor. Kürtçe İncil Kuzey Irak’ta yaygın bir biçimde piyasada dolaşıyor. Kiliselere gittiğini anlatan Mahmud Abbas isimli bir genç, maalesef din değiştirip Hıristiyan olduğunu söylüyor: “Burada insanlara barıştan, kardeşlikten söz ediyorlar. İnsana değer var. Para da alıyoruz. Yakında yurtdışına da çıkacağım. Benim gibi olan arkadaşlarımın sayısı giderek artıyor.”




YÜZLERCE TÜRK, TUTUKLU

Erbil’de konsolosluk açan ülke sayısı da günde güne artıyor: İran, Rusya, Ürdün, İngiltere… Türkiye’nin ise Musul’da konsolosluğu mevcut. Kürt yönetiminin hâkim olduğu bölgede temsilciliğimizin bulunmaması beraberinde sorunları getiriyor. En azından, Erbil, Süleymaniye, Dohuk gibi bölgelerde çalışan 30 bin Türk’ün işi zorlaşıyor. Mağdur Türklerin başvuracakları bir mercilerinin olmaması çoğu zaman zor dönemler geçirmelerine neden oluyor. Bu yüzden bazı asayiş olaylarından dolayı Erbil’de tutuklu bulunan yüzlerce Türk bulunuyor. Birçok kişi ancak kefaletle cezaevinden çıkabiliyor. Bunlardan birisi de Ahmet. D. Erbil’de inşaat işiyle uğraşırken işleri ters gidiyor Ahmet D.nin ve borçlarını belirlenen zamanda ödeyemiyor. Alacaklının şikâyeti üzerine sorgulanmadan direkt cezaevine gönderiliyor. Yakın bir arkadaşı kefalet karşılığında Ahmet’i cezaevinden çıkarıyor. Cezaevini şöyle anlatıyor Ahmet: “Şartları çok kötü, bir insanın yaşaması çok zor. Çok sayıda Türk buralarda yatıyor. Öyle büyük bir suçun olması gerekmiyor. Bir şikâyet sonrası kendini içeride buluyorsun. Yüzlerce Türk şimdi içeride. Devletin resmî bir organı olsaydı devreye girilir, ona göre sağlıklı sonuçlar elde edilebilirdi. Ama Kürt şehirlerinde Türkiye’nin temsilciliği yok. Devletimizin bunu düşünmesi gerekir.”