|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

HIV virüsüyle 'pozitif yaşamak'

3 Aralık 2007 / TÛBA KABACAOĞLU
1 Aralık Dünya AIDS Günü’ydü. Eşlerinden HIV virüsü kapan iki hanımın ilginç hayat hikâyesini dinlemek ister misiniz? Biri HIV olduğu için işinden atılıyor, diğeri de 3,5 aylık hamileyken “pozitif” olduğunu öğreniyor.
‘O an sadece öleceğimi düşündüm. Sağlıklı, hırslı, hayata bağlı ve neşeli biri için bu çok ağır bir imtihan. Hem de hiç suçum, günahım yokken. İşlerimi toparlayayım, vasiyetimi yazayım istedim bir an önce. Herkes öldüğümü duyacaktı ama sebebini bilmeyecekti. Alın yazısına inanmak lazım. Yazılmış bunlar bana dedim.’

‘Eğer kızım olmasaydı intihar ederdim. Sadece onun için ayakta kalmak istedim. Öleceğini bile bile yaşamak zulüm gibi. Bebeğimi almayın, asıl o zaman ölürüm dedim. Kızım şimdi on aylık ve sağlıklı, iyi ki her şeye rağmen dünyaya getirmişim.’

Bu cümleler birbirinden habersiz İstanbul’da yaşayan Eylem Hanım (40) ve Sibel Hanım’a (30) ait. Onların ortak bir sorunu var. Her ikisi de HIV Pozitif. Birçok kişi gibi rahatsızlıklarını öğrendiklerinde bir deri bir kemik kalacaklarını ve acı çeke çeke vefat edeceklerini düşünmüşler. Oysa hayatları şimdi bambaşka. Geleceğe umutla bakıyorlar. Mesela Eylem Hanım bıraktığı yerden hayatı yakalamanın enerjisiyle dolu. Sibel Hanım da küçük kızı Sudenaz’ın varlığına her an şükrediyor. Mutsuz ve umutsuz geçen günlerini artık geride bırakan fedakâr hanımların ilginç hikâyesini 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nü vesile ederek konuştuk. Yaşadıkları hem “HIV Pozitif olmak” hakkında yeni bilgiler edinmenizi sağlayacak hem de AIDS’li birinin Türk toplumu içinde çektiği sıkıntıları gözler önüne serecek.

13 YILDIR HIV’LE YAŞADIĞINI KİMSE BİLMİYOR

Bağışıklık sistemini etkisiz hâlâ getirmek isteyen HIV virüsü, eğer tedavi edilmeyip vücudu ele geçirirse AIDS’e dönüşüyor. Fakat günümüz bilim ve teknolojisinde bu mümkün değil neredeyse. Kullanılan ilaçlar virüsü kronikleştiriyor. Önemli olan hastanın rahatsızlığını kabullenip ilaçlarını düzenli kullanması. Hatta uzmanlar hepatit, kanser, verem gibi hastalıkların daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Oysa Türk toplumu diğer hastalıkları garipsemezken HIV’li olanları dışlayabiliyor. Akla ilk gelen de ahlâk dışı ilişkiler oluyor. Oysa bugün sağlıklı, kendini iyi hisseden, yasak ilişki yaşamamış vatandaşlar da bu virüse yakalanabiliyor. Belki bir kan transferinde, belki de eşi yüzünden, belki de yaptığı anlık bir hatadan dolayı…

Eylem Hanım üniversite mezunu. Bir tekstil firmasında üst düzey yöneticilik yapıyor. Minyon tipli, cana yakın ve enerji dolu biri. İş arkadaşları, yakın akrabaları, hatta hiç kimse onun 13 yıldır HIV’le yaşadığını bilmiyor. Çünkü “normal insanlardan” bir farkı yok. Onun hikâyesi ise eşinin rahatsızlanıp hastaneye yatmasıyla başlıyor. Ameliyattan önce yapılan tetkiklerde HIV Pozitif olduğu ortaya çıkıyor çünkü. Aynı testler hemen ona da uygulanıyor bulaşma riski göz önünde bulundurularak. 2 yıllık evli Eylem Hanım sonuçları almaya kayınvalidesiyle gitmiş. Pozitif olduğunu öğrendiğinde neler hissettiğine gelince: “HIV virüsü kaptığımı öğrenince kocamı çok sevmeme rağmen biraz garip oldum. Neden bize böyle oldu Allah’ım dedim. İlk bir saat ondan nefret ettim, benim yaşamımı sonlandırdı dedim kendi kendime. Allahtan ki bu ruh hali çok kısa sürdü.” “Hayatı matematiksel düşünmeyi seviyorum” diyen mağdur eş, Pozitif olduğunu öğrenir öğrenmez soğukkanlılıkla doktora sorular yöneltir. Yaşama şansının yüzde kaç olduğunu öğrenmeye çalışır mesela.

Almanya’da doğup büyüyen eşi AIDS hakkında oldukça bilgilidir. Eylem Hanım’ın bulaşma yoluyla alakalı endişesini de evlenmeden önce yaptırdığı test sonuçlarını göstererek aşar. Akıllarına tek bir sebep gelir, kan transferi... Hukukî anlamda haklarını arama yoluna gitmezler. Onlara göre sebep araştırmak hayatlarına ve taşıdıkları virüse bir çözüm getirmeyecek, sürekli başlangıca dönmek de yorucu olacaktır. Hem hukukî süreç başladığında herkes bu küçük ailenin HIV kaptığını da öğrenecektir. Pozitifler arasında “şanslı” nitelendirilecek çifti ilk olarak AIDS’le Savaş Derneği bilgilendirir. Yaşadıkları birkaç saatlik buhran, yerini sıfırdan başlamış yeni bir hayata bırakır.

Her anne sağlıklı bir hamilelik geçirip canpâresini tez vakitte bağrına basmak ister, onun istikbali için de elinden ne gelirse yapar. Peki bir anne adayı 3,5 aylık hamileyken HIV olduğunu öğrenirse ne yapar? Üstelik bebeğine bulaşma riskiyle baş başayken... Sibel Hanım gebelik döneminde yapılan mutat kan tahlillerinden birine gider. “Bir problem çıktı, gelip tekrar kan vermeniz gerekiyor.” der laboratuardaki görevli hemşire. Bu telefon konuşması ve kan verme işlemi üç kez üst üste tekrarlanır. 2006 Nisan’ında uzman doktor Sibel Hanım’a HIV Pozitif olduğunu söyler. Hemen eşi de çağırılır hastaneye test için. Neyse ki tahminlerin aksine sonuç negatif çıkar. Sibel’in gönlüne soğuk bir su serpilse de karnındaki yavrusunu düşünmeye başlar bu kez de. İlk tepkisi ise “Sabretmek lazım, bir hikmeti vardır. Allah karnımdaki bebeğime sağlık versin, onu korusun.” şeklinde olur. İlkokul mezunu olmasına karşın AIDS hakkında fazlaca bilgi edinen Sibel Hanım, doktorların “Çocuğun da HIV’li olabilir. Gebeliğini sonlandıralım” uyarılarına kulak asmaz: “Allah bu çocuğu bana verdi, doğuracağım. Hasta gelse de dünyaya ilaç kullanır. Beni hayata bağlayan tek varlığı elimden almayın.”

BEBEĞİM HIV’Lİ OLSA DA YAŞAMALI

Sibel Hanım iki kez evlilik yapmış. Virüsü ilk eşinden kaptığını düşünüyor. Çünkü eski kocası İstanbul Beyoğlu’nda çalışan, bazen günlerce eve gelmeyen biriymiş. Dolayısıyla bu hastalığın tek müsebbibi “o hayırsız adam” ona göre. 2,5 yılık evli çift elinden geldiği kadarıyla birbirine yardımcı olmaya çalışmış bu sancılı süreçte. Anlayışlı eşi tüm önyargılara kulağını kapatıp, “Eğer öleceksek birlikte öleceğiz. Yavrumuz hastalanırsa da el ele verip bakacağız” diye teselli etmiş onu.

Hamilelik başlı başına zor bir süreç. Yalnız Anne Sibel için biraz daha zor tükenir günler. Yavrusunun sağlık durumunu çok merak eder. Hiç aklından çıkmaz. İki kez düşük tehlikesi atlatır, her hafta hastaneye gitmek zorunda kalır. Gebeliği müddetince hastasına maddi manevi destek veren doktor, “Takiplerini yaptırır, ilaçlarını düzenli kullanırsan normal hayatını devam ettirebilirsin. Yoksa can çekişerek ölürsün. Bir masum yavrunun da hasta doğmasına sebep olursun.” der. 6 aylık hamileyken HIV’den kendini ve kızını korumak için ilaç kullanmaya başlar. Doğum esnasında anneden bebeğe kan bulaşma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla da Sudenaz 38 haftalıkken sezaryenle dünyaya gelir. HIV süt yoluyla anneden çocuğa geçtiği için yavrusunu emziremez. Sütü de ilaçlarla kesilir. On aylık Sudenaz’ın kan tahlilleri şimdilik negatifi gösteriyor. Fakat virüs ilk 6-12 ay rahatlıkla kendini saklayabildiği için kesin bir sonuca varılamıyor henüz. HIV’li anneye göre küçük kızının tahlilleri yine negatif çıkacak.

HEMŞİRELER KANIMI ALMAK İSTEMİYOR

1990’lı yıllarda yazılı ve görsel medya “AIDS öldürür” diyordu. HIV Pozitifken sağlıklı, yüzü gülen birini görmek ise mümkün değildi. Hatta “AIDS’liler toplu mekânlarda kanlarını enjekte ediyor.” dedikoduları bile hızla yayılıyordu aramızda. Tüm bu bilgi kirlilikleri hastalığa karşı korkuları artırdı. Ne yazık ki HIV’li birine hiçbir zaman “iyi” gözüyle bakılmadı. 2007 Türkiye’sinde elbette çok şey değişti. Lakin toplumun genel algısında kırılmalar olsa da bugün Pozitif vatandaşlar ayrımcılıkla yüz yüze kalabiliyor, işinden atılıyor, çevresi hatta ailesi tarafından reddediliyor. Mesela Eylem Hanım 6 aylık Pozitifken bir iş arkadaşı kol çantasını karıştırır, raporlarını, ilaçlarını alıp tez elden şirket sahibine götürür. AIDS hakkında hiçbir bilgisi olmayan müdür de en yakın sağlık kuruluşuna giderek danışmanlık alır. Görevli doktor, “Bu kişiyle aynı ortamda çalışıp ortak havayı soluyor, aynı tabak, kaşığı kullanıyorsunuz. Hepiniz AIDS olabilirsiniz.” diye konuşur. Parlak doktorun bu açılımından sonra sorgusuz sualsiz Eylem Hanım’ın işine son verilir. Üstelik başarılı ve çalışkan biri olmasına rağmen... Ardından tüm personele AIDS testi yapılır ve kimsenin virüsü kapmadığı ortaya çıkar. Lakin hayli kırılmış Eylem Hanım eski işine geri dönmez: “Hayata iyi bir başlangıç yapmıştım. Yükselmek kadar düşmek de doğal. Uzun süre iş aradım, bulamadım. Üniversite mezunu olmama rağmen düşük maaşlarla çalıştım, tekrar yükselişe geçtim. Ama çalıştığım hiçbir yerde ‘HIV taşıyıcısıyım’ demedim.”

Eltisi, kayınbiraderi, kayınvalidesi ve görümcesiyle aynı evde yaşayan Sibel de hastalığı ortaya çıkınca bir dizi sorun yaşamış. İlk zaman eşiyle ikisinin tabak kaşıkları ayrılmış, aynı sofrada yemek yemek hayal olmuş. Gelin Sibel, bakmış bu böyle gitmeyecek, kayınvalidesini doktoruna götürüp hastalığın sadece cinsel yolla, anneden çocuğa ve kan yoluyla bulaşacağını anlatmasını istemiş. Bu kısa danışmanlık hizmetinden sonra hayatı biraz daha normalleşmiş. Çok sevdiği babası kızının HIV Virüsü taşıdığını bilmiyor. “Kalp hastası. Kaldıramaz diye korkuyorum” diyor. Fakat annesinden, kardeşlerinden ve yakın arkadaşlarından rahatsızlığını saklamıyor. Onların bu yolla bilgi sahibi olacağını düşünüyor çünkü. Mesela kız kardeşinin yeğenini ondan uzak tutup sofrasını ayırmasını içine sindiremiyor. Bir diş hekiminin HIV’li olduğunu duyunca tedavi etmekten vazgeçtiğini de “kötü hatıralar” arasında sıralıyor. Ayrıca hastalığından korkan birçok kişiden daha hassas olduğunu iddia ediyor: “Kimseye hastalığımın bulaşmasını istemem. Hastaneye gittiğimde de söyleyip dikkat etmelerini istiyorum. Bana geçti, başkasına bulaşmasın. Ama hemşirelerin birçoğu kanımı almak istemiyor.”

Kendini “Türkiye’nin en eski HIV taşıyıcılarından biri” şeklinde tanımlayan Eylem Hanım’ın çocuğu yok. Çünkü anne karnındaki bebeği HIV’den korumak mümkün değilmiş 13 yıl önce. Bundan dolayı da çocuk sahibi olmayı hiç düşünmemiş. Kendini gayet sağlıklı, huzurlu ve mutlu hissediyor, günde 8 draje yutuyor. Durumundan da asla şikâyet etmiyor: “Haplarım hayatımın bir parçası. Sabah içmediğimde sanki yüzümü yıkamamış gibi hissediyorum.” Sibel Hanımın hayata dair tek dileği kızının sağlıklı büyümesi, yürümesi, okula gidip hayatını kazanması... Hasılı onların hayatı da beklentileri de bir çok hanımınkiyle aynı. Bir fark var tabii; onlar daha çok koşmak ve yorulmak zorundalar. Peki neden?





Arzu Kaykı: İZMİR’DE HAREKETLİLİK VAR, ŞUBE AÇACAĞIZ

Bu hastalık ölümcül değil ve kolay kolay bulaşmıyor. Her yaşta insan bu virüsü kapabilir ve taşıyabilir. Her ırktan her dinden insana ulaşmış durumda. Normal bir hastalık olduğunu kabul etmeliyiz. Aksi takdirde hem HIV Pozitifler zarar görüyor hem de hastalığını saklayanlar yüzünden HIV’lilerin sayısı hızla artıyor. Sosyal yolla bulaşmıyor. Aralık 2006’da üye sayımız 60’dı. Şimdi 300’e yakın. Bunlar bizim ulaşabildiklerimiz. İzmir’de çok hareketlilik var. İkinci şubemizi orada açabiliriz. HIV dört ana başlıkta ele alınıyor dünyada. Önleme, tedavi, bakım ve destek. Bunlar bir bütün. Biri olmadığında tedavi yeterince başarılı olamayabiliyor. 1 Aralık’tan itibaren kampanyamız başlıyor. Bu yolla HIV Pozitifi biraz tartışmaya açmak, olumsuz ve yanlış bilgileri doğrularla beslemek istiyoruz. Bu projeyi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı destekliyor.

*Pozitif Yaşam Derneği Projeler Koordinatörü ve Yönetim Kurulu Üyesi



HIV’DEN KORUNMA YOLLARI

Cinsel yolla bulaşmaya karşı korunma: Cinsel aktiviteden tamamen kaçınarak veya tek eşe sadık kalarak HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebiliyor. Cinsel temas sırasında kondom kullanılması gerekiyor.

Kan ve kan ürünleri ile bulaşmaya karşı korunma: 1987 yılından bu yana ülkemizde kan ve kan ürünleri HIV yönünden test ediliyor. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaşma riskini azaltıyor.

Anneden bebeğe geçiş için korunma: Eğer bir kadın HIV Pozitif ise doğum kontrol yöntemlerinin öğretilmesi gerekiyor. Buna rağmen gebe kalan HIV Pozitif hanımlara pek çok ülkede ilk üç ay içinde kürtaj tavsiye ediliyor. Eğer anne adayı bebeği doğurmakta ısrarlı ise gebeliğin son döneminde anneye, doğumdan sonra da bebeğe virüsten koruyucu tedaviler uygulanıyor.