|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Şebnem'in en zor haberi...

8 Haziran 1996 / OSMAN İRIDAĞ
Şebnem Kısaparmak 30 Mayıs akşamı meslek hayatının en zor gününü yaşadı
Zaman gazetesi muhabiri Ülkü Odabaş geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiş, bu haberi okumak ise onun "Gönül dostum" diye hitap ettiği Şebnem Kısaparmakla kalmıştı

Ülkü'nün adını herkes gibi ben de ilk kez 30 Mayıs akşamı duydum. Televizyonlarda son dakika haberi veriliyordu: "Zaman gazetesi muhabiri Ülkü Odabaş geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti." Milyonlar üzüldü bu habere. Bir gazeteci daha trafiğe kurban gitmişti. Aynı işi, üstelik de aynı basın kuruluşunda yapıyor olmamıza rağmen onu hiç tanımamıştık. O da her gazeteci gibi yapacağı haberlerle, sevdiği dostlarına söylediği gibi iyi bir gazeteci olmak istiyordu. Ancak bunu yapacak zamanı olmadı Ülkü'nün. Trafik canavarı onun mesleğine de, yaşamına da nokta koymasına sebep oldu.

Ülkü'nün ölümü en çok ailesini, yakınlarını, dostlarını üzmüş olmalıydı. Ama birisi vardı ki onun üzüntüsü çok daha büyüktü. Bu kişi, canlı yayında çok yakın dostunun ölüm haberini okumak zorunda kalan Şebnem Kısaparmak'tı. "Donmuş kalrmştım. Bir anda gözlerimin önünden Ülkü ve ailesi geçti. Kimse bizi izlemiyordu ve ben aile sine onun ölüm haberini verecektim" diye o andaki duygularını anla tmaya çalışan Şebnem Kısaparmak, Ülkü'yü "En büyük yardımcımdı" diye tanımlıyor. Kısaparmak ailesiyle Ülkü Odabaş'ın dostlukları S yıl öncesine dayanıyor. Fatih Kısaparmak'ıbeğenerek dinleyen Ülkü'nün yazdığı mektupların eleştiren, tenkit eden yazılar olması Kısaparmak ailesinin ilgisini çekiyor; karşılığında onlar da mektup yazıyordu. Bu şekilde başlayan dostluk, S yıl boyunca mektuplaşma, telefonla arama, özel günlerde karşılıklı hediyeleşmelerle devam etti.

Ama hiç birbirlerini görmediler. Ülkü kimseye anlatamadıklarını, şikayetlerini, sevinçlerini Kısaparmak ailesiyle paylaşıyor, onların başarılarını "çok iyi yaptık, daha iyi yapabiliriz" şeklinde tanımlıyor ve işe sahip çıkıyordu.

Öyle ki Fatih Kısaparmak'ın bestelediği bir şiire klip düşünüyor, kasette eksik gördüğü yerlere dikkat çekiyor, Şebnem Kısaparmak'ın nasıl bir haber programı sunabileceğini anlatıyordu. Hatta Şebnem Kısaparmak'a, Kanal 6'da ana haber bültenini sunmaya başladığı zaman sevinç Çığlıkları atarak, arkadaşlarına sarıldığını anlatmıştı. Şebnem Kısaparmak'a göre onunla aralarında ruhsal bir akrabalık vardı; "Çok sık mektup yazıyordu. Bana, Fatih'e, hatta Ozan'a ayrı mektuplar yazardı. Ozan 1.5 yaşında olmasına rağmen mektubunun ona okunmasını ister, büyüyünceye kadar mektuplarının saklanmasını arzu ederdi. Artık boynumuzun borcu oldu onu Ozan'a anlatmak. Bir keresinde Ozan'a Bosna Hersek'te yaşanan vahşetten sözetmiş ve Fatih 'ten Bosna yararına bir konser vermesini rica etmişti. Bana da Bosna ile ilgili haberleri daha duyarlı vererebilirsiniz diyordu. Onun uyarılarını dikkate almıştım."

Ülkü zaman zaman mektuplarında dini konulara da giriyor ve "gönül dostum" dediği Şebnem Kısaparmak'a düşüncelerini aktarıyordu. Zaten Kısaparmak'ın düşünceleriyle Ülkü'nün söyledikleri birbirine çok yakın: "Allah 'ın verdiği canı Allah aldı. Çok değerli bir kardeşimi kaybettiğim için üzülüyorum; ama o yeryüzündeki görevini tamamladı. Demek ki kaderi buraya kadar yazılmış. Milyonlarca insan arkasından dua etti, ne kadar güzel bir şey bu. Şimdi biz üzülüyoruz; fakat, belki de o bize gülümsüyordur. "

İnsanın meslek hayatı boyunca unutamayacağı anlar vardır ya. Şebnem Kısaparmak'ın da unutamayacağı anlardan biri, en yakın dostunun ölüm haberini, üstelik de canlı yayında vermek zorunda kalışıydı; "17 Nisan ve 30 Mayıs'ı unutmam mümkün değil. 17 Nisan'da cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın vefat haberini Türkiye'ye ilk defa ben duyurmuştum. Önümde yazılı bir metin yoktu, irticalen okumuştum. Ülkü o haberi izlemiş ve benim haberi sunarken hissettiklerimi yazmıştı. Ben bile ancak o kadar güzel ifade edebilirdim duygularımı. Ülkü'de ilk defa, çok yakından tanıdığım bir insanın ölüm haberini sunmak zorunda kaldım. Önce Zaman gazetesini gördüm, sonra Ülkü Odabaş'ı. Bir anlık tereddütten sonra Zaman gazetesi ile bu ismi birleştirdiğim zaman donup kaldım. Yapacak hiçbir şeyim olmadığını hissettim. Biraz sonra okumak zorunda olduğum haberin sı kıntısını çekmeye başladım. "

ŞİİRLERI ŞARKI OLACAK

Yazmaya çok meraklı olan Ülkü Odabaş'ın Kısaparmak ailesinde binlerce sayfayıbulan mektupları ve onlarca şiiri bulunuyor. Fatih Kısaparmak bu şiirlerden bazılarına beste yapmaya hazırlanıyor. Şu anda Ülkü'nün ardından yazdığı şiire beste yapıyor.

Ölüm sana yakışmadı kardeş, Düştüğü yeri yaktı bu ateş" dizeleri şiirin nakarat bölümünü oluşturuyor.

Şebnem Kısaparmak, Ülkü'nün bir basın şehidi olduğunu özellikle vurguluyor ve basının ona sahip çıkması gerektiğini söylüyor. Basının şu ana kadarki ilgisi ise onu biraz üzmüş: "Ülkü benim arkadaşım olmasa da aynı hassasiyeti gösterirdim. Ama medyada gereken ilgiyi görmedi. Acaba başının kapalı olması bunda etkili oldu mu bilmiyorum. Ben kendi adıma Samanyolu'nda ve Kanal 6'da Ülkü için özel program yapacağım. Başka şeyler de yapmak istiyorum ama biraz kendimizi toparlamamız için zaman gerekecek." Geçmiş yıllarda aynı şekilde hayatınıkaybeden Hande Mumcu, BarışSelçuk ve Salih Peker için medyanın günlerce yayın yapmasına rağmen, Ülkü'nün ardından yazılanların çok sınırlı kalması Kısaparmak'ın tereddütlerinde hiç de haksız olmadığını gösteriyordu.

Ülkü trafik kazasında ölen ne ilk gazeteci ne de son olacak. Ölüm her yerde insanın başına gelebilir ama böylesi çok acı veriyor. Umarız Ülkü'nün yaşadıkları yetkililerin daha duyarlı davranmalarında etkili olur da, bizler bu haberleri yapmak zorunda kalmayız...