KAPAK

Madanoğlu'nun arkasında Ingiliz ajanı vardı

Cemal Madaoğlu'nun başını çektiği cunta, az kalsın 9 Mart'ta Türkiye'de sol mu darbe gerçekleştirecekli. Madanoğlu Cuntası hakkında çok şeyler söylendi. Bu konuda mr çok kitap yazıldıAma göz ardı edilen mr konu var di ki o da İngiliz ajanı olduğu devlet raporlarıyla tescilli olan Satfet Lütfi Tozan ile yakın dostluğuydu

Türkiye'nin gündeminden darbeler hiç çıkmadı. Gerçi ülkemiz üç darbe geçirdi ama başantı olmamış darbe girişimleri de oldu. Bununla birlikte gün yüzüne çıkmamış onlarca askeri cuntadan da bahsedildi. Bu cuntalar kendi içinde örgütlenmiş ancak uygun zemin bulamadığı için yönetime el koyamamışlardı. Bunların içinde en önemlilerinden birisi de hiç kuşkusuz Madanoğlu Cuntası idi. Cemal Madanoğlu 'nun başını çektiği, Doğan Avcıoğlu 'nun fikir babalığı yaptığı cunta az kalsın 9 Mart'ta Türkiye'de sol bir darbe gerçekleştirecekti. Madanoğlu Cuntası hakkında çok şeyler söylendi. Bu konuda bir çok kitap yazıldı. Ama göz ardı edilen bir konu vardı ki o da İngiliz ajanı olduğu devlet raporlarıyla tescilli olan Satfet Lütfi Tozan ile yakın dostluğuydu. Bir silah tüccarı olan Tozan'ın, Aksiyon'un ortaya çıkm dığı İstanbul Örfi İdare Kumandanlığı' 27 Haziran 1960 tarihli 2060-572-2! numaralı raporuyla ajan olduğu belgeleı yordu. Burada hemen şu soru akla geliyor. Madanoğlu Cuntası'nın arkasında Ingiltere mi vardı?

Darbelerin halli konuşulduğu Türk ye 'de Madanoğlu Cuntası'nı yeniden a aldık.

1960 İhtilali'nin herşeyi halledea ği düşünülmüştü. Meşru hükümeti dı virerek iktidarı ele geçiren askerler ko dilerinden sonra da ülkenin çizdikleı yolda ilerlemesini istiyorlardı. Ancak i ler istedikleri gibi gitmiyordu. Darbe ö iktidardan uzaklaştırdıkları DP'nu devamı olduğunu söyleyen AP yükseli şini sürdürüyordu. Onlara göre, anayı sal haklar hayata geçirilmiyor, devrimi öngördüğü reformlar yapılmıyordu

Hatta anayasada sosyal devlet kurulacak denme sine rağmen bu gerçek leştirilmediği için iktida rm anayasa suçu işlediğ bile söyleniyordu.

Bu iddialar kışlalarda yankılanırken 1960 İhtilali'nden de cesaret alınarak ordu içerisinde pek çok yeni örgütlenmeler başlamıştı. Bu hareketlerin ilk ikisi, Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir tarafından fiilen denenmiş ancak başarılı olamamıştı. İki ihtilal teşebbüsünü hayatıyla ödeyen Talat Aydemir sonrasında da ordu içinde benzer gruplaşmalar durmadı.

1960 Anayasası'nın getirdiği hürriyetçi ortam ve dünyadaki gençlik hareketleri Türkiye'de sol hareketlerin ivme sini yükseltti. Sol aydınların çıkardıkları gazete, dergi ve kitaplar hem gençliği hem de orduyu etkiliyordu. Bu fikir ortamı içerisinde orduda örgütlenmeler oluyor ve 1960'ta yarım kalan devrimlerin tamamlanması maksadıyla cuntalar teşekkül ediyordu.

Özellikle 60'lı yılların sonlarına doğru İstanbul'da ve Ankara'da askerler, senatörler, bürokratlar ve sivil aydınlar çeşitli yerlerde biraraya gelip , Ne olacak bu memleketin hali?' diyerek kendilerince çare-i hal arıyorlardı. Çare belli idi: Darbe!

CUNTALAR KURULUYOR

Bu ülkü ile; 12 Martçılar olan Askeri Grup, Orhan Kabibay Grubu, Mucip Ataklı Grubu, Ekrem Acuner Grubu ve Cemal Madanoğlu grupları teşekkül etmişti. Bu gruplar içinde Madanoğlu Grubu'nun özelliği aydınlarla hareket ediyor olması ve kamuoyunu etkileyecek basın gücüne sahip bulunması idi.

Bu grup 1960 İhtilali'nde Ankara Sıkıyönetim Komutanı olan, sonra SilahlıKuwetler Birliği ile ters düşen tümgenerallikten emekli ve o yıllarda senatör olarak görev yapan Cemal Madanoğlu arkadaşları olarak anılıyordu. Kurtuluş Savaşı sonrası 150'likler listesinden
yurtdışına çıkartılan Mustafa Madanoğlu'nun oğlu olan Cemal Madanoğlu, Doğu'daki isyanların baştmlmasında isim yapmış ayrıca Kore'de de vazife görmüştü. Hareketin fikir adamlığını Doğan Avcıoğlu yapıyordu. Avcıoğlu yeni çıkardığı Türkiye'nin Düzeni kitabıyla sistemi eleştiriyor ve daha devletçi bir yapı teklif ediyordu. Bu kitap hem sivil hem de askeri kanatta büyük ilgi görmüştü.

Madanoğlu Cuntası içindeki 32 kişiden bazıları şöyle idi, Gazeteci İlhan Selçuk, Gazeteci İlhami Soysal, Gazeteci Ali Sirmen, Anadolu Şirketleri İdare Amiri Hıfzı Kaçar, Uz. Kur. Albay Adnan Kaptan, Kur. Albay Adnan Arabacıoğlu, Emekli Albay Osman Köksal, Yarbay İlhan Ündeğer. Gazeteci Altan Oymen'in ve Şevket Süreyya Aydemir'in de isimleri cunta iddianamesinde geçiyordu.

Aslında MİT, Hıfzı Kaçar'ın şahsında bir ihtilal teşebbüsünü haber almıştı. Bu izlenirken Madanoğlu işe karışmış daha sonra Avcıoğlu ve çevresi Kabibay Grubu ile anlaşamadıkları için Madanoğlu'na gelip operasyona kendiliklerinden dahilolmuşlardı. Bu geli§meler karşısında MIT olayları ta kibe devam etmişti. Mahir Kaynak cunta içinde yer almıştı. Ve olayları içerden bildirirken teşkilattan da 30-40 kişinin bu hareketi takip ettiğini ancak daha sonra mahkemelerde bütün teyp şeritleri, kayıtlar, el yazıları ile devrim planları, mahkemece geçersiz sayılıp cuntacılar beraat ettirilmişlerdi. Kaynak'a göre bu da hukuki bir skandaldır.

İstanbul 2 nolu Sıkıyönetim Askeri Savcısı Süleyman Takkeci'nin hazırladığı 1973/11 evrak numaralı iddianamesine göre; 1967-71 seneleri arasında İstanbul ve Ankara'da "Demokratik düzen dışına çıkmak için güçbirliği etmekten ve silahlı mücadeleyi benimsemiş olmalarından" haklarında dava açılmıştı. Ancak biraz önce de belirttiğimiz gibi bütün deliller geçersiz sayılmış, cuntacılar beraat ettirilmişti.

Oysa Cemal Madanoğlu'nun bizzat kendi el yazısı ile kaleme aldığı "ihtilal çalışmaları ile ilgili notlar"ında milli iradenin havada sallanan safsatadan başka bir şeyolmadığı belirtiliyordu. Memleketin, Devrim Konseyi tarafından idare edileceği, çizdiği 'Kadro Örgütü ve Devrim Genel Kurul Şeması' ile belirleniyordu.

Hedefe varmak için çizilen stratejilerden biri de şu idi; "Önce milliyetçilik sloganlarından faydalanılacak, milliyetçi gençliğin başı olan Alparslan Türkeş ekarte edilecek, sonra adı zikredilmeden komünist ve sosyalist bir idare kurulacak."

Doğan Avcıoğlu'nun 20 Nisan 1970 tarihinde Ankara'da Cemal Re§it Eyüboğlu'nun evinde yaptığı ve MIT mensuplarınca tesbit edilen konuşmasında şöyle diyordu; "Dört tane teşkilat vardır. İsterseniz bundan bahsedelim. Evet bu Aydın Kirişoğlu'nun yemin ettirmiş olduğu teşkilat var. flyas Albayrak'ın şimdi ortaya çıkmış olan teşkilatı var. Bir de bizim teşkilat var. Ayrıca bir de bizim dışımızda Polatlı'da topçu birliklerinde ve İstanbul'da, Konya'da ve çok zayıf da olsa Ankara'da teşkilatlanması mevcut olan Ekrem Acuner'in bir teşkilatı var. "

TÜRK BAASÇILLGI

1971' de ortaya çıkan sol cuntanın temelleri haftalık Yön dergisi idi. Doktorasını bu hareket üzerine yapan tanınmış siyaset bilimci Doç. Dr. Hikmet Özdemir harekete 'Türk Baasçılığı' adını veriyor. Hikmet Özdemir, Mısır sosyalizmi, Cezayir sosyalizmi veya Arap sosyalizmi diye bilinen ve çoğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesini etkisine alan milliyetçi-solcu gelişme modeli ile eşzamanlı olarak Türkiye'de ı 960'ların başından itibaren Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhan Selçuk'un yayımladıkları haftalık Yön dergisinin tezleri ile benzerlik buluyor. Özdemir; "Milliyetçilik ve sosyalizmi eşanlamlı görmek isteyen asker ve sivil bürokrasi ile Kemalizmin etkisindeki Marksist-devletçi aydınlar arasında hayli taraftar bulan Yöncüler, 1971 'de ordu desteğiyle iktidara talip olmuşlardı ama ağır yenilgi aldılar" diyor.

CUNTA-GIZLI ÖRGÜTLER

Madanoğlu Cuntası'nı ortaya İran ve ondan sonra deşifre edilen İstihbarat Teşkilatı mensubu Mahiri nak idi. Cemal Madanoğlu'nun en güvendiği kişi olan Kaynak, yıllarca buı ta toplantılarına katılmış ve gerek kı lerle gerek notlarla görüşmeleri hem teşkilata hem zamanın başbakanı Süleyman Demirel'e bildirmişti. Olayların bir numaralı tanığı olanı Mahir Kaynak şun söylüyor; "1960 İhtilali İngilizci ve Amerikancı tarajlarca birlikte yapıldı. Ancak Amerikancılar tasfiye edildiler. Türkiye'deki lişmeler İngiltere'nin çıkarlanna uygun cereyan etti. 70'li yıllara doğru cuntalar güç tarafindan harekete geçirildi. 9 Mart cuntanın yönetime el koyacağı tarihti", yor. Kaynak 12 Mart Muhtırası'nın İngilizci hareketlerinin Amerika tarafından önlendiğini ancak ABD'nin asıl rövaı ise 12 Eylül'de aldığını söylüyor.

Bu noktada Mahir Kaynak'ın bu! rüşlerini destekleyecek yani Madanog Cuntası'nın arkasında İngilizler'in olduğunu isbat edecek bir isim çıkıyor ortaya: Satfet Lütfi Tozan. Cemal Madan~ lu'yla çok yakın arkadaşlıkları olan Satfet Lütfi Tozan bir silah tüccarıdır. 19i tarihinde ölen ve faaliyetleri hep gizli kılan Tozan, ömrünün son zamanların~ mallarının yönetimini Cemal Madanoğlu'na bırakmıştı. Elbette bu da iki arkı daş için normal sayılabilirdi. Tozan, iki
dünya harbi arasında 20 sene müddetlı Milli Müdafa Vekaleti'ne yani Türk Sa vunma Bakanlığı'na silah ve cephane müteahhitliği yaptı. İkinci Dünya Hadisırasında müttefikler safında gönüllü ola. rak faşizme karşı mücadele etti. Macaristan'da yakalanıp tevkif edildi. Divan-~ harpte idama mahkum oldu. İdam karan 12 sene kürek cezasına çevrildi. İki sene

sonra Macaristan'dan Romanya'ya kaçtı. Romanya diktatörü Mareşal Antonesku'nun itimadını kazanarak kendisi tarafından özel delege olarak İstan. bul'daki Müttefik mümessillerine münferit sulh teklifi getirdi. Harp bittikten sonra gösterdiği fedekarlık ve başarıları nedeniyle İngiliz Kralı George büyük askeri nişanı "H.O.B.E."(Honorary Officer of the British Empire) ile taltif edildi. 1938 senesinde Finlandiya hükümetinin fahri başkonsolosu oldu. Ayrıca, TürkPakistan Kültür Cemiyeti, Türk-Alman kü!tücCemiyeti, Türkiye-İran Kültür Cemiyeti, Türk-İngiliz Kültür Derneği vb. kuruluşların üyesi idi.

Ancak Lütfi Tozan hakkında Aksiyon'un ele geçirdiği bir belge bu ilişkiyi bulandınyor. İstanbul Örfı İdare Komutanlığı'nın çok gizli kaydıyla 2060572-2-60 sayıyla Milli Birlik Komitesi Başkanlığı'na gönderdiği yazıda şöyle deniliyor;

"...Rauf Orbay tarafından İngiliz İntelijans servisine mensup olduğu, Türk Milli Emniyeti'nde de muhiti ve tesiri bulunduğu, çok zengin ve çok muzır faaliyetlere girişebileceği beyan edilen ve Ali Fuat Cebesoy tarafından da ayrıca Sovyetler'le de münasebeti bulunabileceği ifade edilen Satfet Lütfü Tozan hakkında komitece karar alınmasıçok zaruri mütalaa edilmiştir..." İmza Muzaffer Alankuş Korgeneral, İstanbul Örfi İdare Kumandanı.

Cemal Madanoğlu da yıllar sonra verdiği bir röportajda şunları söylüyordu; " CL4 duruma hakim. Korgeneral Atıf Erçıkan'ı sokuyor olayın içine. Bu arada Memduh Tağmaç'ı uyarıyorlar. Faruk Gürler'i ürkütüyorlar. 'Solcu darbe olacak, sizi de kurşuna dizecekter' diye. Gürler korkuyor, Genelkurmay Başkanlığı 'na gidiyor. 9 Mart'ta planlanan, güya ileri yön taşıyor. 12 Mart, CIA 'nın güzel manevrasıydı yön de ğiştirdi. Yön değiştirmese de beter olacaktı ya... Onlar bizim kadar içten değillerdi."

12 Ağustos 1970 tarihinde Hıfzı Kaçar'ın evinde yapılan toplantıda HıfzıKaçar MİT mensubuna Cemal Madanoğlu'nun kendisine bile haber vermeden yurtdışına seyahate çıktığını ve İsviçre'de ihtilal konusunda Amerikalılar'la pazarlık yapacağını, halbuki daha önce Şevket Süreyya Aydemir'in 'bana yetki verin ben gidip Amerikalılar'la pazarlık edeyim' dediğini, belirterek, fakat Madanoğlu'nun bu işi kendi üzerine aldığını ve bu seyahatinin başka türlü anlam verilemediğini söylemişti.

12 Mart müdahalesinde Amerikan etkisi çok söylenmiş bir konu idi. Devrin başbakanı Süleyman Demirel bu konudaki sorulara 'hayır' diyemiyor; elimde y~nız Daily Telgraph gazetesinde CIA'nın yaptırdığı müdahaleler listesinde 12 Mart var diyordu. Emekli Kurmay Albay Talat Turhan ise 12 Mart'ta CIA parmağını ilk kendisinin söylediğini, daha sonra İhsan Sabri Çağlayangil'in kendisini doğrulayan açıklamalarda bulunduğunu elindeki geniş arşiv belgeleri ile gösteriyor.

Cemal Madanoğlu grubu kendi yanlarında Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri KQmutanı Muhsin Batur'un olduğunu söylüyorlardı.

Bu iki kuvvet komutanının cunta ile olan ilişkisi berrak değiL. Türk basınında bu konu yıllarca tartışıldı. En s°!1 Aksiyon'a konuşan o dönemin en güçlü ismi Hava Kuvvetleri eski Komutanı Muhsin Batur, bu cuntanın Faruk Gürler'in ve kendisinin ismini kullandığı nı söyledi. Cunta faaliyetlerinden haberdar olduklarını da açıklayan Muhsin Batur, kendisine bir taslak geldiğini ancak kendisinin bunu kabul etmediğini belirtti.

9 MART'TA NE OLDU?

Cuntacılar harekete geçecekleri gün olarak 9 Mart'ı seçmişlerdi. O akşam Hava Kuvvetleri karargahında Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un katıldığı darbe toplantısı yapıldı. Toplantı hazırlığını ise Tümgeneral CeIii Gürkan tamamlamıştı. Celil Gürkan Gürler ve Batur'dan sonra üçüncü adamdı ihtilalde. Herkes bu zirvede veri lecek kararı bekliyordu.

Herkes birşeyler olacağını seziyordu. O zamanlar gazetecilik yapan Uluç Gürkan o günün heyecanını 12 Mart Belgeseli'nde şöyle dile getiriyordu.

"O gece Hasan Cemal ile birlikte bürodan eve gitmedik. Tankların çıkacağını, orduevini alacağını tahmin ediyorduk. O konuda bilgilerimiz vardı. Ben kendimi bir şeye şartlamıştım. Karşıma çıkan ilk tanktaki tank komutanına nişan yüzüklerimizi taktırmayı düşünüyordum."

Eğer Gürler-Batur ikilisi karara va rırlarsa ihtilal başlayacaktı. Ama Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'adan endişesi vardı. Genelkurmay başkanı da tereddütteydi. Dolayısıyla 2 saat süren toplantı sonunda darbe, akim kaldı ve 9 Mart dosyası kapandı. Yıllardır sol kurmay ve kadroların hazırladığıdarbe, ilerici gördükleri komutanlar tarafından askıya alınmıştı. Bundan sonra karşı darbe başlıyordu. 12 Mart'ta genişletilmiş Komuta Konseyi Genelkurmay'da toplandı ve uzun konuşmalar sonunda emir komuta zinciri içinde hükümete 'muhtıra' verilmesine karar verildi.

SOL DARBEYE KARŞI DARBE

O yıllarda BBC Türkçe Radyosu'nun Müdürü Andro Mango Türkiye'yi yakından takip ediyordu. Mango levanten bir ailenin çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya gelmişti; ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Londra'ya yerleşmişti. Yıllar sonra konuyla ilgili olarak Aksiyon'a konuşan Mango, kendilerinin şubat ayında darbe tarihini biliyor olduklarına dair bazı kitaplardaki iddiaları reddediyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor; "Askeri müdahale Türkiye'de gündemdeydi. Konuşuluyordu. Yön dergisi vardıve sol cuntayı teşvik ediyordu. Doğan Avcıoğlu'nun öncülük ettiği grup Türkiye'deki demokrasiyi burjuva demokrasisi olarak görüyor ve Baas partisi gibi düşünüyorlardı. Bunlar solcu subayları da etkiliyorlardı. 12 Mart bu köktenci subayların önünü kesmekti. Paşalar emir komuta zinciri içinde muhtıra vererek duruma hakim olmak istediler."

12 Mart'ı takip eden günlerde beyin kabinesini kurup başbakan olan Nihat Erim Türkiye'ye bir adet getiriyordu. Henüz İngiltere'de de olmayan bu adet "working breakfast" çalışma kahvaltısı idi. Nihat Erim Andro Mango ile working breakfast'ta biraraya geliyordu ve anayasayı fazla liberal bulduğunu, değiştirmek istediklerini anlatıyordu.

12 Mart Muhtırası sol çevrelerde sevinçle karşılandı. Beklenen sol darbenin iki komutanı bu muhtırada yer alıyordu; ama darbe sol darbe değildi. Muhtıranın mahiyeti kısa sürede anlaşıldı ve uzun zamandır darbe hazırlığında bulunan subaylar tasfiye edildi ve onlarla ilişkili kadrolar da toplanıp uzun sorgulamalardan geçirildiler. O dönemden siyasi literatürümüze Ziverbey Köşkü bir işkence merkezi olarak geçti.

Cuntanın Tüzüğü

1. ...uluslaşma, çağcılaşma, ulusal gücü yaratma ve ulusal güvenliği sağlama yolunda; ezilmekte olan çoğunluğu ve çoğunluğun koşutunda olan aydınları tUtarak, devrimi gerçekleştirmek.

2. İnançlı, bilinçli bir kadro yara tmak esirgenmezlik ister. Örgüt ayrıntılıhareketlere dayandırılmalıdır.

3. Örgütü devrimci güçlerden 33 üyelik Devrim Genel Kurulu yönetecektir.(Aydın çevre, gençlik ve ordudan II er)

4. Devrim, devrimci bilinçten yoksun, körlemesine zorlamacılık eden, sözde ısmarlama başlarla başarıya ulaşamaz... Azimli ve yetenekli gerçek önderler çıkıncaya kadar, önder

gereksemesi; genel başkanlık, genel yönetmenlik ve özel yönetmenliklerle karşılanacaktır.

5. Sorunlar, DGK (Devrim Genel Kurulu)'de çözümlenecektir...

6. Genel başkan ve genel yönet men DGK'nin ilk II üyesinin bağlaşık oylarıyla seçilecektir...Ulusal Devrim Partisi kurulunca bütün bu seçimler 'yenilenecektir.

7. Orgütün güvenliği, kadrocuların özel kişi, düzen koşullarına bağlanmaları gerekir. Ayrılıkçı tutkulara kapılanlar uyarılacak, yola getiremediklerine sert ölçemler uygulanacaktır.

8. Ulusal Devrim Partisi'nin devirmeyi izleyecek 30-40 gün içinde kurulması, örgütlenme bölgesince planlanacaktır.

9. Özel yöntemler, aydın çevre için: üniversiteler, fikir kulüpleri, sendikalar, basın ve benzeri üzerinde, gençlik için TMGT, Devrim Ocakları, Talebe Federasyonları, Birlikleri ve Dernekleri, Partinin Gençlik kurulları, komandolar ve benzeri üzerinde, ordu için kara, deniz, hava ve bunların kümeleri üzerinde gerekli bölme, kesimleri örgütleyeceklerdir.

10. Devrim sonuca sarkarken, ya da en geç sonuç alınır alınmaz Başbakanlık Devrim Hükümeti ile, Cumhuriyet Senatosu'nun yeri Devrim Kurultayı ile doldurulacaktır.

11. Devrim Hükümeti DGK'nın denetiminde çalışır.

12. Devrim kurultayı DGK'ile birlikte 100 üyelik olacaktır. Kurultay, devrimci yasalarını çıkaracaktır.

13. Köylü, işçi, emekli, öğretmen, emekli idareci, eski muharip ve ekonomistlerden kurulacak 300 üyelik Ulus Kurultayı, devrim kurultayına yasa önerisi yapacak ve devlet başkanını seçecek. Kurultay devrimi izleyen bir ay içinde açılmış olacaktır. Devrim kısa zamanda ulus kurultayına kavratılmalıdır.

14. DGK'nin yapacağı tüzük ve yönetmenlikler bu ana yönergenin yönetici düşünü içinde düzenlenmelidir.

12 Mart Muhtırası'nı veren eski Hava Kuvvetleri Kmnutanı Muhsin Batur:

12 Martlı 9 Martla karşı yaptık

12 Mart'ta dış tesirler bizim zamanımızdan beri söyleniyor ama 12 Mart Muhurası'nı verdikten sonra ben üç defa Amerika'ya gittim kimse bana birşey sormadı. Dış müdahale biz görmedik. Ve ben şu kanaate vardım: Amerika'ya karşı olmadan ne yaparsan yap Amerika'yı çok ilgilendirmiyordu.

Müdahale eninde sonunda olacaktı. O günkü şartlar içinde orduda cuntalar oluşmuştu ve biz emir komuta içinde 9 Mart'a karşı 12 Mart'ı yaptık. Ama komuta konseyinde biz birbirimizle uyumlu değildik. En genç bendim. Kuşak farkımız vardı. Genelkurmay Başkanımız Memduh Tagmaç benim hocamdı. Aramızda LO sene vardı. Neticesinde biz müdahaleciler başarılıolamadık.

Emekli Kurmay Albay 'RıZat Turhan: Darbeciler cezalandırılmalı

"Ben emekli subay olarak 1970 yılına kadar hazırbk saf11;ı,şındapu işle iştigal eden kişilerle temastaydım. Bunu yapıtlarımda da söylüyorum ve henüz yayınlanmamış beş bin sayfalık savunmam var...

Türkiye'de demokrasi, darbecileri cezalandırabilecek duruma gelmeden bu tür eyle:mler önlenernez. Komşumuz Yunanistan bile Albaylar Cuntası'm cezalandırmış olmasına rağmen Türkiye'de darbe yapanlar hiç bir takibata uğramamışlardır. Bu bazı çevreleri cesaretlendirmektedir.

Ayrıca Amerika darbeci subaylar için üç ayrı okul açmış ve buralardan Amerikan çıkarları için ilerde darbe yapacak yabancı subaylar yetiştirmektedir. Türkiye'de böyle kimseler var mı sorulsun, cevabı da ancak Meclis'in kontrgerilla soruşturmasını gerçekleştirmesinden sonra verilebilir."

Satfet Lütfi Tozan

Uğur Mumcu 1989 yılında kendi köde Satfet Lütfi'yi şöyle anlatıyor:

Satfet Lütfi Tozan ismi ilk kez ikinci Meşrutiyet öncesinde duyuldu. O tarihlerde hukuk fakültesi öğrencisi olan Satfet Lütfi, Abdulhamİt polisince yakalanıp tutuklanmıştı. Satfet Lütfi İttihat ve Terakki döneminde de etkindi. Prens Sebahattin ile çalışmaya başlayan Satfet Lütfi, 1913 yılında İttihatçılar tarafından kurulan mahkemede ölüm cezasına çarptırıldı.

Cezası yaşam boyu hapis cezasına çevrilen Satfet Lütfi, 1914 yılında İttihatçıların izniyle cezaevinden çıkıp Paris'e gidip gelmiş, Paris'te zamanın maliye bakanı Caillaut ile görüş muştu.

Satfet Lütfi iki kez, İttihat ve Terakki hükümetini devirmeye çalışan guruplar içinde yer aldı. Bu yüzden yokluğunda yeniden ölüm cezasına çarptırıldı. Bir süre kaçak yaşayan

Satfet Lütfi, padişah Vahidettin ile temas ederek, Ingiliz Amiral Sir Arthur Calthorpe ile Vahdettin arasında diyaloğu sağladı. Satfet Lütfi'nin bütün amacı liberal ekonomiyi savunan Prens Sebahattin'i yurtdışından getirip sadrazam yaptırmaktı.

Satfet Lütfi'nin baş döndürücü servüveni 1923 yılından sonra hızlandı: Önce zamanın en büyük pertol şirketi olan, merkezi Hollanda'daki Royal Duch'un temsilciliğini aldı. Satfet Lütfi'nin daha sonraki işi silah tica retiydi.

Tozan soyadını alan Satfet Lütfi 1941 yılında Yugoslavya'da General Simovich tarafından yapılan hükümet darbesinden sonra Yunan hükümeti adına darbeci general ile görüşmeler yaptı. Satfet Lütfi, Yugoslav hükümeti ile silah ticareti anlaşması yapmak üzereyken Yugoslavya, Alman ve İtalyan orduları tarafından işgal edildi.

İkinci Dünya Savaşı boyunca hem silah ticaretinden para kazanan hem de İngiliz gizli servisi adına çalışan Satfet Lütfi, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya'da İngiliz gizli servisi adına çalışmalar yaptı.

Hitler Almanyası'nda da dostluklar kuran Satfet Lütfi, Hitler'in Belgrad'ı bombalama planını gizlice İngiliz Başbakanı Churchill'e ulaştırmayı da başarmıştı.

Satfet Lütfi, Sırbistan dağlarında silah pazarı kurduğu günlerde Macar gestapolarınca ele geçirildi. Askeri mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırılan Satfet Lütfi'nin cezası 12 yıl ağır hapse dönüştürüldü.

Satfet Lütfi Budapeşte Cezaevi'nde İngiliz gizli servisi ile iletişim kurmayı başarmıştı. Düzenlenen bir sahte pasaport ile Macaristan'dan Romanya'ya kaçtı. Romanya'da İngilizgizli servisi ile birlikte çalıştı. 1944 yılında Romanya'dan gizlice Türkiye'ye kaçtı. Satfet Lütfi, 1947 yılında İngiliz hükümetine yaptığı bu önemli hizmetler nedeniyle Kral 6. George tarafından Honorary Officer of the British Empire nişanı ile ödüllendirilmişti.

Tozan daha sonra Menderes hükümetine başvurarak Londra'da Menderes hükümetinin desteği ile bir araştırma bürosu kurmayı önerdi.

İspanya iç savaşında General Franko'ya İngiliz silahları satmış, Amerikan ve İngiliz silah şirketlerinin adına da Türkiye'de silah ticareti yapmıştı.

27 Mayıs 1960 İhtilali'nden sonra Satfet Lütfi Tozan hakkında gizli bir soruşturma başlatıldı. Kurmay Yüzbaşı Bülent Türker ve Hakim Üsteğmen Ertem Erener tarafından yapılan bu şoruşturma sırasında Atatürk dönemi başbakanlarından Rauf Orbay, Satfet Lütfi'nin İngiliz İntelligence Servisi'nin adamı olduğunu sıkıyönetim ilgililerine bildirdi. Aynı soruşturmada Ali Fuat Cebesoy'un da bilgisine başvuruldu. Yapılan bu soruşturmalar sonucunda Milli Birlik Komitesi, Tozan'ı tutuklamayı kararlaştırdı. Ancak emir uygulanmadı. Çünkü araya Tozan'ın güçlü dostları girmişti. Satfet Lütfi'nin o zamanki adıyla Milli Emniyet'te dostları vardı.

Silah ticareti bu tür ilişkiler ile yürür. Muğlalı bir Rum ailenin çocuğu olan ünlü silah tüccarı Zaharoffun kurduğu istihbarat örgütü, İngiliz İntelligence Servisi'nden de güçlüydü.