|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Doktor Doğu'ya mecbur, Doğu da doktora...

21 Kasım 2005 / EMIN AKDAĞ
Hekimler, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın 2003 yılında kaldırdığı mecburi hizmeti yeniden getirmesine karşı çıkıyorlar. Hekimliğin gönül işi olduğunu ifade ederek, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde hekim istihdamının ancak bazı özendirici avantajlarla sağlanabileceğini dile getiriyorlar.
O, Doğu ve Güneydoğu illerindeki doktor problemi her konuşulduğunda akla gelen ilk şehir Hakkâri'nin tek beyin cerrahı. İstanbul Haseki Hastanesi'nde gördüğü nöroşirurji uzmanlık eğitiminin ardından üç şehri tercih etme hakkını bile kullanmadan devletten tayin ister. Gerçi tayini doktor sıkıntısı yaşanan Doğu ya da Güneydoğu ilerinden birine çıkacaktı. Ama o, her nereye atanırsa atansın gönüllü olarak çalışmaya hazırdır. Temmuz ayından bu yana Hakkâri Devlet Hastanesi'nde mesleğini seve seve icra ediyor. Şahsına yönelik herhangi bir güvenlik problemiyle karşılaşmadığını; bölge halkının doktora çok değer verdiğini ve sevgiyle yaklaştığını söylüyor. Ancak yakında şehri o da terk edecek. Çünkü, akademisyen eşi yanında değil, işi gereği İstanbul'da ikamet etmek zorunda. Eşinin istese de, branşında iş yeri bulunmayan Hakkâri'de görevini yerine getirmesi imkânsız.

Henüz bir yaşını doldurmayan çocuğuyla Hakkâri'de yaşayan beyin cerrahı Emine Demir'e, yakın akrabaları nöbetleşe refakat ediyor. "Eşim burada olsaydı çalışmaya devam ederdim." diyen Demir, SSK ve Bağ-Kur üyesi kişilerle evli sağlık çalışanlarına yeniden verilen 'eş durumundan tayin' imkânından yararlanmak için başvurdu. Son haftalarda günde yaklaşık 60 hasta muayene eden Demir, ameliyat araç gereç altyapısı ve tam teşekküllü yoğun bakım ünitesi olmadığı için aslında bir beyin cerrahından ziyade nörolog gibi çalışıyor. Sadece küçük çaplı cerrahi operasyonları yapabiliyor. Acil ameliyat gerektiren kritik vakalar yeterli donanıma sahip bölge hastanelerine naklediliyor. Öncesinde atanan hekimlerin "O cihaz yoksa ne yapabiliriz." dedikleri tomografi cihazı Demir'le birlikte hastaneye gönderiliyor ancak cihazın fonksiyonu haliyle teşhis ile sınırlı.

Hekimler gönüllü hizmetten yana

Sağlık çalışanları, başta doktorlar Doğu ve Güneydoğu illerinde çalışmayı tercih etmiyor. Çalışmak isteyenler de Dr. Emine Demir gibi haklı gerekçelerle ayrılmak zorunda kalıyor. Bölge illeri sağlık müdürlüklerindeki yetkililerin Aksiyon'a anlattıklarına göre durum gerçekten çok vahim. Yıllarca Erzurum'da görev yapan ve bölgenin gerçeklerini yakinen bilen çocuk hastalıkları profesörü Sağlık Bakanı Recep Akdağ da birçok yol denemesine rağmen söz konusu bölgelerdeki doktor problemini çözemedi. Sonunda 'çaresizliğini' itiraf ederek, her ne kadar adına bu defa 'özendirilmiş ve kolaylaştırılmış devlet hizmeti' dense de, yeniden 'mecburi hizmet' sistemine dönmek zorunda kaldı.

Oysa 1981'de askerî yönetim tarafından getirilen mecburi hizmete, hekimliğin gönül işi olduğunu belirterek 2003'te son vermişti. Büyük umutlarla uygulamaya koyduğu 'sözleşmeli hekimlik' projesinden düşündüğü neticeyi alamadı. Pratisyenlerin 4-5, uzmanların ise 8-10 bin YTL kazanabilecekleri söylenen projeye ilgi duyan hekimlerin neredeyse tamamı istifa etti. 2004'te sözleşmeli statüde ataması gerçekleştirilen 736 uzman hekimden biri görevini sürdürürken, 700 pratisyen hekimin hepsi de görevi bıraktı. Peki neden? Doktorların bu bölgelerde çalışmaktan kaçınmaması için neler yapılmalı? Mecburi hizmet, problemi çözecek mi?

Hekim Hakları Derneği Başkanı Prof. Dr. Recep Güloğlu, "İnsan haklarının ve özgürlüklerin ön plana çıktığı bir dünyada gönüllülük hizmetinin yerine mecburi hizmeti nasıl koyabilirsiniz?" diye soruyor. Mecburi hizmete karşı duruşlarının haklı gerekçeleri bulunduğunu anlatan Güloğlu, konu için yapılan 'Hipokrat yemini' sorgulamasının anlamsız kaçtığını ifade ediyor. Birtakım cezbedici uygulamalarla gönüllülük sistemine işlerlik kazandırılabileceğini belirterek, "Maliye, milli savunma bakanlığı ve üniversite gibi diğer kamu kuruluşlarıyla görüşülerek alternatif çözümler üretilebilir. Mesela tıpta uzmanlık sınavında (TUS) burada görev yapacaklara bir iki puan ilave edilebilir. Şu kadar hizmetten sonra şu şehre otomatik tayin edileceksiniz denebilir. Askerlik süresiyle ilgili avantajlar sunulabilir." diyor. Güloğlu'na göre doktorların yüksek ücret alabildikleri sözleşmeli statüde bile bu bölgelerde hizmet etmek istememesinin pek çok sebebi var.

İthal doktor önerisi çözüm değil

Sağlık hizmetinde doktor payının yüzde 8 ya da 10'a tekabül ettiğini; tam hizmet sunulabilmesinin tıbbi araç gereç, altyapı ve yardımcı personel yeterliliğiyle sağlanabileceğini vurgulayan Güloğlu, sosyal imkânlar ve eğitim imkânları ile ailevi konuların da bunda büyük rol oynadığını dile getiriyor. Doktordan, kendisi her alanda sağlıklı bir hayata kavuşturulmadan sağlık hizmeti beklenemeyeceğini savunuyor. Her şeyi göze alarak Doğu ve Güneydoğu'ya giden doktorun önündeki en önemli problemlerden birinin, eşinin işi sebebiyle ailenin parçalanma riski olduğunu kaydeden Güloğlu, bazı taşların yerli yerine konması gerektiğini hatırlatarak, "Elbette oralardaki insanlara sağlık hizmeti götürülmeli. Buna kimsenin itirazı olamaz. Olmamalı da. Onlar da bizim insanımız. Ancak bir milletvekilinin (AK Parti Ankara milletvekili Ersönmez Yarbay, 4 Ekim tarihinde Rusya ve Türk Cumhuriyetleri'nden doktor ithal edilmesini önerdi. O ülkelerdeki ücretlerin düşük olduğunu, bu sebeple hekimlerin Türkiye'ye gelebileceklerini dile getirdi.) ithal doktor getirelim gibi önerileriyle olmaz. Öneriyi tartışmaya değer bile bulmuyorum." diyor. Güloğlu, sözleşmeli statü haricindeki hekimlerin ücretlerinde de son yıllarda bir iyileştirmeye gidildiğini kabul ettiklerini söyleyerek şunları ekliyor: "Doğu'ya gitme konusunun ücretle çok ilgili olduğu kanaatinde değilim. Diğer sebepler ön planda. Hekim mutlu değil. Sağlık hizmeti ver diyorsunuz; ama kendi sağlığını bozuyorsunuz."

Fazla para verelim hekim gitsin, fikri yanlış

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Adli Tabip Uzmanı Ali Çerkezoğlu ise 'sanki doğuya hekim giderse bütün sorunların çözüleceği yanılgısının' asıl problemin görülmesini engellediğini ileri sürüyor. Çerkezoğlu'na göre problemin kökeninde doktorun gitmediği bölgelerdeki kalkınmamışlık gerçeği ve bunun olumsuz yansımaları yatıyor. Ciddi ve sürdürülebilir bir programın icraya konulması halinde hekimler destek vermeye hazır. Bundan önceki hükümetlerin de aynı yanılgıya düştüklerini söyleyen Çerkezoğlu, "Şimdiye kadar karşılaştığımız tablo hekimlerin bu bölgelere gitmesi üzerine. Ya da daha fazla para verelim gidilsin üzerine. Buna da karşıyız. Kuşkusuz, hekimlerin daha fazla ücret almasını istiyoruz, ancak bu tartışmanın hekimler fazla para alsın da gitsin ile özetlenebilir bir şey olmadığını düşünüyoruz." diye konuşuyor. Çerkezoğlu bir de 'güven' probleminden söz ediyor: "Öncelikle hükümetlerin, şimdiki de dahil, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının güvenini kazanması gerekiyor. Sorunun sadece para olmadığı çok açık. Sorunu aç gözlülükle açıklamak popülizm ve demagoji. Hekimler yüksek ücret alacakları iddia edilen sözleşmeli statüye rağbet göstermedi. Çünkü bunun ne sürekliliği ne de kalıcılığı var. Her ne kadar yasa ve yönetmeliklerde kısmen söylenmesine rağmen, daha sonra tayin haklarına dair güvence hissetmediler. Altı hatta üç ayda bir atama nakil yönetmeliğini değiştirirseniz, bir ay tayin olabilirsiniz deyip bir ay sonra tayin hakkını elinden alırsanız, bu insanların bir özveriyle, belki de hümanist ve insani duygularla bu ülkenin en mahrum bölgelerine gitme refleksini elinden alırsınız."

Özel hastaneler işi körükledi

Tıpta uzmanlık sınavında ek puan verilmesi hariç, Güloğlu'nun ifade ettiği ve bunlara benzer özendirici ya da telafi edici önerilere destek verdiklerini açıklayan Çerkezoğlu'nun şu söyledikleri altı çizilmeye değer nitelikte: "Hekimiyle, öğretmeniyle, diğer meslekleriyle ama özellikle hekimiyle, sağlık çalışanıyla bizim oraya gidenleri öne çıkaran, öven, oraya gitmeyi moral olarak değer haline getiren bir medyaya, toplumsal ortama ve bakanlığa ihtiyacımız var. Ve tabipler birliğine ihtiyacımız var. Bizi de ayırmıyorum." Çerkezoğlu da mecburi hizmeti kabul edilemez buluyor. 12 Eylül müdahalesi sonrasında asker mantığıyla getirildiğini ifade ettiği uygulamanın, son nokta olarak görülse bile çare olarak sunulamayacağını iddia ediyor.

Hekimlerin Doğu ve Güneydoğu'ya gidip gitmemesiyle ilgili tartışmalar kadar, sayılarının yeterliliği de tartışılıyor. Hâlihazırda Türkiye'de 100 bin civarında hekim var. Tıp fakülteleri her yıl yaklaşık 5 bin mezun veriyor. Tabipler Birliği'ne göre eğitimin kalitesi artırılır ve dengeli bir dağılım yapılabilirse bu sayı yeterli. Ama hekim istihdamı piyasa şartlarına terk edildiği için yetersiz gibi görünüyor. Hem bir bölüm hekimin işsiz kalması hem de hekimlerin daha fazla kazanabilecekleri yerlerde çalışmak istemeleri bu terk ediş yüzünden. Çerkezoğlu bu konuda da, "Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur güvencesindeki hastaları özel hastanelere sevk ederseniz hekimler oraya yoğunlaşır. Hastaneler daha yüksek ücretlerle hekimleri özel olarak çağırırlar. Burada bir samimiyetsizlik var." diyor.

Sağlıkta özelleşme Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de yaygınlaşmaya başladı. Bir özel hastanenin faaliyet gösterdiği, beşinin inşaatının sürdüğü ve çok sayıda özel polikliniğin hizmet verdiği Van'da devlet hastaneleri had safhada hekim sıkıntısı çekerken, özel hastanelerdeki bazı hekimlerin aylık geliri 20 bin YTL'yi aşıyor. Bu bilgiyi Van Sağlık Müdürlüğü'nden bir yetkiliden aktarıyoruz. Van şu anda sağlık personeli istihdamı sıralamasında 79'uncu sırada. Saray ve Çaldıran ilçelerinde hekim hiç yok. 30 Eylül mecburi hizmet kurasında Van'a iki uzman atanmış. Van sağlık yetkililerinin gözleri 25 Kasım kurasında. Bakanlık Van'a bu kura için 124 pratisyen, 3 de uzman kadrosu vermiş. 50 ya da 60 pratisyen gelse razılar.

30 Eylül kurasıyla Hakkâri'de görevlendirilen hekimlerden bir pratisyen ve bir uzman işe başladı. O pratisyen de beyin cerrahı Emine Demir gibi basına konu oldu. Kadir Has Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Elif Küçük Demiralay. Zaten bu fakülteden mezun 15'i bayan 20 pratisyen doktor dışında hiçbir pratisyen 30 Eylül kurasında bölgeye atanmadı. Çünkü tıp fakülteleri Sağlık Bakanlığı'nın son çare olarak mecburi hizmeti getireceğini bildikleri için kanunun yürürlüğe girdiği 5 Temmuz 2005 tarihinden önce öğrencilerini mezun ettiler. Ama 25 Kasım tarihindeki kuraya yeni mezun 878 pratisyen ile uzmanlık hakkı kazanan ve yan dal uzmanı olan 146 hekim katılacak. Aksi takdirde diplomalarını alamayacaklar. Zamanında göreve başlamayanlar ya da başlayıp da istifa edenlerin mecburi hizmet sürelerine, asıl süreyi geçmemek kaydıyla gecikme ilave edilecek. Demiralay atandığı 5 bin nüfuslu Durankaya beldesindeki sağlık ocağının inşaatı sürdüğü için şimdilik hastalarını ilkokulda muayene ediyor. Durankayalılar, eşini İstanbul'da bırakarak gelen 24 yaşındaki Demiralay'dan önce doktor yüzü görmemişler. Depremde tahrip olan Hakkâri Devlet Hastanesi'ne 30 Eylül'de 5 uzman atanmış. Haber yayına hazırlanırken sadece biyokimya uzmanı hastaneye gelmişti. Normalde 25 uzmanın görev yapması gereken hastanede 6 uzman var. Acil servis hizmeti ise 3 hekimle yürütülmeye gayret ediliyor. Yeni hastane binası inşaat halinde. Hakkâri bazı Doğu illeri gibi şanslı değil. Hiç özel hastane yok.

Mecburi hizmet Doğu'ya ilaç gibi geldi

Doğu illeri, mecburi hizmeti adeta bir rahmet gibi görüyor. Görüştüğümüz sağlık il müdürlüğü yetkilileri bir hayli sevinçli. 30 Eylül'de kuradan Ağrı'yı çeken 4'ü pratisyen 8 hekim görev yerine gelmiş. Pratisyenlerden biri istifa etmiş. 25 Kasım kurasında ise 99 pratisyen, 12 uzman kadrosu ayrılmış. Sağlık İl Müdürü Ahmet Akkuş, kurayla hekimlerin gelmesi durumunda derin bir nefes alacaklarını söylüyor. Planlamaya göre ilde 270 pratisyen ve 270 uzmanın görevlendirilmesi gerekiyor. Şu anda 50 pratisyen ile 40 uzman görevde. Eleşkirt ilçesi merkezinde bir pratisyen hekim talebi karşılamaya çalışıyor. Patnos'un sağlık ocaklarında ise doktor yok.

Siirt'te 30 Eylül'de atanan 7 uzmandan 4'ü görev yerine ulaşmış. 25 Kasım kurasındaki payları ise 63 pratisyen ile 5 uzman. Sağlık Müdürlüğü yetkilileri mevcut şartlarda tek çözüm yolunun mecburi hizmet olduğunu dile getiriyor. İlde bir özel hastane iki tıp merkezi ve 5 poliklinik hizmet veriyor. Bölgeye gelen hekimlerin bir bölümü istifa ederek buralarda çalışıyor. 25 Kasım kurasında illere ayrılan kontenjanların hepsi elbette ki dolmayacak. Hangi ilin daha fazla tercih edileceği kestirilemeyeceği için kontenjan, kuraya dahil hekimden daha fazla.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, mecbur kalarak yeniden hayata geçirdiği mecburi hizmetin eskisine oranla hem daha kolay hem de özendirici olduğunu söylüyor. Mecburi hizmette Türkiye 6 bölgeye ayrılıyor. Mahrumiyet durumuna göre süre 200 gün ile 600 gün arasında değişiyor. Daha önceki mecburi hizmet uygulamasında süre ülkenin her yeri için 2 yıldı. Yeni uygulamada mecburi hizmeti sosyo ekonomik yönden geri kalmış bölgelerde daha fazla ücret alarak sözleşmeli statüde yapmak da mümkün. Bakan Akdağ, 'önce Doğu ve Güneydoğu kalkınsın, sonra bakın doktor nasıl gider' yaklaşımının bir ütopyadan ibaret olduğunu düşünüyor. Bölgenin bu şartlarda acilen hekime ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Mecburi hizmete dönme mecburiyetinin sebebi de bu. Hekimlere, bir hekim olarak hak veriyor ama o bir siyasetçi aynı zamanda. Üstelik mesleğiyle ilgili bir bakanlığı yönetiyor. Her gittiği yerde kendisinden ısrarla hekim talep ediliyor. Bakan Akdağ'a göre Türkiye'de hekim sayısı yetersiz. Dağılım dengesizliği işin cabası. Akdağ, Dünya Sağlık Örgütü'nün Avrupa Bölgesi'nde kabul ettiği 52 ülkenin nüfus-hekim sayısı oranında Türkiye'nin sonuncu olduğunu hatırlatıyor. Akdağ, siz mahrumiyet bölgelerinde çalışır mısınız sorusunu şöyle cevaplıyor: "Çalışırım. 25 yıl Erzurum'da çalıştım. Çalışmak zorundayız, başka türlüsü yok. Devletin polisi, savcısı, hâkimi, kaymakamı bu bölgelerde çalışıyor. O halde ben niye gidip çalışmayacağım? Sadece 10 ay gidip çalışacaksın diyoruz. 10 seneden bahsetmiyorum. 10 aydan sonra insanlar dilerlerse kamudan ayrılabilirler."

Tıp fakültesi son sınıf öğrencileri ve asistanlık süresini bitirmek üzere olan uzman adayları, kendilerine daha önce mecburi hizmetten söz edilmediğini, hayat planlarını çizdikten sonra böyle bir uygulamayla karşı karşıya kalmalarının haksızlık içerdiğini ileri sürüyor. Ancak İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Çerkezoğlu mecburi hizmete bu tür bir gerekçeyle karşı çıkmayı anlamsız buluyor. Aslında mecburi hizmet 2003 yılına kadar yürürlükteydi ama 1990'lı yılların ortalarından itibaren otomatiğe bağlanan ertelemelerle uygulanmıyordu. Doğu ve Güneydoğu'nun hekim açığının kapatılmasında etik değerlerinden, bölgelerin kalkınmışlık seviyesine kadar pek çok faktör tartışmalarda gündeme getiriliyor. Ancak bu tartışmaların hiçbiri bölge halkının umurunda değil. Çünkü onlar yana yana hekim bekliyor.



GENEL CERRAH UZMAN ADAYI DR. UĞUR DEVECİ:

PLANLARIMIZ ALTÜST OLDU



istanbul Tıp Fakültesi genel cerrahiyi tercih ettim. Zorunlu hizmet söz konusu değildi. Bütün planlarımızı 4,5 yıl sürecek uzmanlık eğitimi süresine göre yaptık. Evlilik, çocuk vs. Uzman olduktan sonra ne yapmamız gerektiğini buna göre planladık. Eğitim bitmek üzereyken kanunun çıkmasıyla her şey suya düştü. Eşim şu anda özel bir bankada yönetmen yardımcısı. Önünde bir kariyer var. Bir kaç yıl içinde müdür olacak. Çocuğum yeni oldu. Eşimi götürmem imkânsız. Orada çalışacağı iş yeri yok. Gitmek istemiyor zaten. Kendi mesleğinde ilerlemeyi düşünüyor. Uzmanlık tercihimi yaparken böyle bir şart koşulsaydı ona göre karar verirdim. Belki de uzman olmazdım, pratisyen olarak devam ederdim.