DOSYALAR

Sol sendikalarda etnik bölünme

Sol sendikalarda etnik bölünme
Sol sendikacılığı bölünme paranoyası sardı. Eğitim-Sen hakkındaki kapatma davası, tüzüğünde değişikliğe gitmesinin ardından lehte sonuçlandı. Ancak sendikacılar arasındaki tartışmalar bitmedi. Öğretmenler ve eğitim camiası şimdi yeni sol sendikaları tartışıyor. Her şey Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) hakkında kapatma davası açılmasıyla başladı. Eğitim sahasının en büyük temsilcisi sol tandanslı sendikanın tüzüğüne koyduğu 'anadilde eğitim hakkı' talebi, kapatma davasının gerekçesiydi. Yargıtay'ın kapatma kararından sonra tüzüğünden bu maddeyi çıkaran sendikada şimdi de bölünme süreci yaşanıyor. Nitekim, Eğitim-Sen'den ayrılanlar, Anadolu Eğitim-Sen, Ata Eğitim-Sen ve Eğitim-İş adlarıyla üç yeni sendika kurdu. Özellikle Eğitim-İş, üye kaydında bir hayli mesafe kat etti.

Aslında, kavganın gerisinde, Türk solunun 'Güneydoğu sorunu' ile ilgili kendi içinde yaşadığı fikir ayrılıkları yatıyor. Sivil toplum örgütlerine kadar yansıyan tartışma, sol sendikacılığın kalesi konumundaki Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu'nu (KESK) da yakından ilgilendiriyor. Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Yüksel Adıbelli'nin sözleri, bu açıdan önemli: "Ben sendikayım, ararsam eğitimcinin hakkını ararım. Eğitim sorunlarını konuşurum. Şucu bucu olma devri bitmiştir."

Türkiye'de solu temsilen öğretmen sendikacılığının belki de zirve yaptığı yılları yaşayan Eğitim-Sen, 'anadilde eğitim' eksenli polemik ve kısır çekişmelerle sendikadan çok bir siyasi partiyi andıran görüntüsüyle gündeme geldi. Hukukun ve kamuoyunun karşısına iki kez tüzük tartışmasıyla çıkan sendikanın kapatılmaması için tam bir seferberlik başlatıldı. Kendisini Atatürkçü, devrimci, sosyal demokrat, demokrat ilân eden eğitimci kesimler, KESK'e bağlı Eğitim-Sen'de 2000 yılından bu yana iç mücadele de yaşıyor. Sendikalar siyasetten uzak mı?

Eğitim-Sen, sol kesimin değişik gruplarının çatısı oldu. Bu gruplardan Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin, Yurtseverler HADEP'in, Emekçiler EMEP'in izdüşümü olmaktan alıkoyamadılar kendilerini. Sonuçta sendikal hüviyetinden çok siyasi çekişmeyle ve her şeye hayır diyen kimliğiyle gündeme geldi sendika.

1995'te Eğitsen ile Eğitim-İş'in birleşmesiyle kurulan Eğitim-Sen son dönemde yaşanan iç çekişmelerin ardından hiç olmadığı kadar kan kaybetti. Sendikanın daha birkaç yıl öncesine kadar 190 binlerde olan üye sayısının bugün 90-100 binlere gerilediği belirtiliyor. Eğitim-Sen içinde sonuna kadar mücadeleyi seçen bazı gruplar ise sendikanın kapatılma davasıyla zirveye çıkan tartışmaların ardından gerçekten sendikacılık yapma niyetiyle ayrılmaya karar verdi. Örneğin Sendikal Birlik üyesi 13 şube başkanı istifa etti. Müstafi eğitimciler 17 Ekim 2005 itibariyle 600 bin öğretmenin bulunduğu camiaya Eğitim-İş Sendikası'nı tekrar kazandırdı.

Eğitim-Sen'in kapatılma davası süreci Haziran 2003'te başladı. Eylül 2004 ve Şubat 2005'te Ankara İş Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında değerlendirerek sendika lehine karar aldı. Yargıtay Hukuk Daireleri Genel Kurulu Anayasa'nın 42. maddesine aykırı olmasına rağmen hâlâ tüzüğünde 'anadilde öğrenim' olduğu gerekçesiyle 25 Mayıs 2005'te sendikanın kapatılmasına karar verdi. Eğitim-Sen, 03 Temmuz 2005 kongre kararıyla tüzüğünden "anadilde öğrenim hakkını savunur" ilkesini çıkardı. Yargıtay kararını uygulamak üzere toplanan iş mahkemesi tüzük maddesinin çıkarılmasıyla davanın konusuz kaldığına karar verdi. Ve dava düştü.

Kapatma davası ve tartışmalar, Avrupa Komisyonu'nun 2005 İlerleme Raporu'nda da Türkiye'yi zor durumda bırakan süreçlerden biri olarak yerini aldı. Ancak anadilde eğitim tartışmalarıyla başlayan süreçte bugün daha çok eğitimcilerin ne kadar sendikalı olmak istedikleri, sendikaların siyasetten ne kadar uzak oldukları konuşuluyor. Puslu hava dağıldıkça sendikacılıkta yapılan hatalar bir bir su yüzüne çıkıyor.

Öğretmenlerin çiçeği burnunda sendikacısı Eğitim İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, 2000 yılı yazında toplanan Eğitim-Sen genel kuruluna atıfta bulunuyor. Genel kurulda "Öğretmenlerin Türkiye Cumhuriyetini koruma ve onu öğrencilere öğretme yükümlülüğünün olmadığına" karar verildiğini hatırlatıyor. Adıbelli'ye göre sendika, anadilde eğitim ve Kürt kimliği tartışmalarının ötesinde, içindeki ilk kırılmayı burada yaşadı. Genel kuruldaki 'Sayın Apo' hitaplı konuşmalara en sert tepkiyi 'Sayın Atatürk' diyerek gösteren de Adıbelli'nin ta kendisiydi.

Adıbelli'nin dikkat çektiği ikinci nokta ise Eğitim-Sen'in son beş yıldır siyasi parti olarak görülmesi ve bazı partilere angaje edilmesi. Bu yüzden önemli uyarılar yapıyor: "Sendikalar parti değil. Türkiye'yi yönetmeye talip olamaz. Eğitim diye bir sorunumuz var. Sendika ancak şuna talip olabilir; eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve kamu çalışanlarının ekonomik, demokratik, özlük taleplerinin iletilmesi, geri kazanılması. Kimse, dinini, dilini, etnik kimliğini öne çıkararak sendikacılık yapmasın."

Öğretmenler sendikalardan neden kaçıyor?

Sendikacılıkta 190 binlere varan üyeliğin başarı olarak görülmekle birlikte son 2-3 yılda bunun eridiğine işaret eden Adıbelli, 70 bin kadar öğretmenin 'örgütsüzlüğü' tercih ettiğini savunuyor. Küstürülen bu kitlenin kazanılması şart. Çünkü resmi rakamlar da öğretmenlerin sendikalılık oranının düşüklüğünü gözler önüne seriyor. Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen'in başı çektiği örgütlülükte resmi rakamlara göre üyelik oranı yüzde 43. Ancak Eğitim-Sen'de yaşanan istifaları hesaba aldığınızda yüzde 8-10'luk bir kayıp söz konusu; yani üyelik oranı yüzde 33-35.

Eğitim-Sen'in kapatılma davasında süreci yakından takip eden Adıbelli, Ankara İş Mahkemesi'nin tüzükteki değişiklik için tanıdığı 60 günlük süre sonunda genel kurula ait yetkiyi sendika Merkez Yürütme Kurulu'nun kullanmaya kalkmasıyla tartışmaların alevlendiğine dikkat çekiyor. Ona göre, sendikayı yedi kişilik yönetim kuruluna teslim etmek, 'marjinallerin siyasetini' sendika üyelerinden önde tutmak demek.

"Mevcut sendikaları kavgacı ve meydanlarda kaldırım taşı söküp devlete karşı yürüyen öğretmen imajı yıkıyor." diyen Anadolu Eğitim-Sen'in genel başkanı Cansel Güven daha radikal bir öneride bulunuyor: "Türkiye'de sendikacılık yeniden tanımlanmalı." Kapatma davası sürerken 17 Ocak 2005'te yeni bir sendika kuran Güven ve arkadaşları kendilerini eğitim sistemi içinde devletin bir çözüm ortağı olarak görüyorlar. Sol sendikaların çözümsüzlüğe götüren, kavgacı tavırlarının ise bitmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Türkiye'nin ilk kadın sendika başkanı

14 yıllık coğrafya öğretmeni Cansel Güven, Türkiye'nin ilk kadın sendika başkanı aynı zamanda. Eğitim emekçilerinin yarıya yakınının kadın olduğuna dikkat çeken Güven, KESK'e bağlı Eğitim-Sen'de 11 yıllık aktif sendika üyeliği yaptığını belirterek, kadın öğretmenlerin haklarının savunulması için 'kadından sorumlu genel sekreterlik' kurulması dışında bir çözüm üretilmediğinden yakınıyor. Eğitim sendikalarının kendilerini tanımlamaları konusunda yepyeni öneriler getiren Cansel Güven, "Öğretmenler, öğrenciler ve veliler eğitim sendikalarının doğal üyeleridir. Bizim derdimiz eğitime katkı sağlamak olmalı. Bu yüzden a-politik (renksiz-kimliksiz) olmakla suçlanıyoruz. Ama bizi suçlayanlardan daha çok eğitim politikalarının içindeyiz. Tek farkımız kaldırım taşı söküp kahrolsun devlet demiyoruz. Sendikalar bugüne kadar hep hayır diyecek bir şey aradı. Üyesini ve eğitimi unuttu." diyor.

Hem Cansel Güven hem Yüksel Adıbelli, Eğitim-Sen'in "samimiyetsiz yöneticilerin tavırları ve azınlığın sesinin baskın çıkması" nedeniyle kan kaybettiğine inanıyor. Eğitim-Sen yöneticilerinden birinin Mayıs 2005 itibariyle istifa eden üye sayısını 55 bin olarak vermesi de onları teyit ediyor.

Kopuşların yaşandığı Eğitim-Sen kanadında ise her iki başkana da farklı bakılıyor. Eleştirilere cevap veren Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, "Bizim 160 bin üyemiz var, ayrılan birkaç üye, kurulan küçük sendikalar bizi yıpratamaz. Her yerde 20-30 kişilik muhalefet olur." diyor. Dinçer, hiçbir yerde toplu kopuş yaşanmadığını, panik havasına kapılmadıklarını belirtiyor.

Oysa, son rakamlar farklı bir tabloyu ortaya koyuyor. Buna göre, Eğitim-İş İzmir, Adana, Trabzon, Samsun, Konya, Isparta, Uşak şube ve il temsilcilikleri için yetki belgesi almış. Kasım'ın ikinci haftası itibariyle kayıtlı üyeleri 4 bini aşmış. Yenileri de yolda. Milli Eğitim Bakanlığı'nın kayıtlarına göre 15 Mayıs itibariyle Eğitim-Sen'in 131 bin, Türk-Eğitim-Sen'in 124 bin üyesi var. Eğitim Bir-Sen'in üye sayısı ise 80 binlere dayanmış durumda.

Sendikacılık siyasallaştı

Diğer yandan, Anadolu Eğitim-Sen tarafından gerçekleştirilen bir anket 'sendikacılığın' çıkmazları konusunda ipuçları veriyor. Ankara, İstanbul, İzmir, Yalova, Kocaeli, Zonguldak, Mersin, Adana, Batman, Aydın, Erzurum, Sinop, Bursa ve Konya'da 3 bin 680 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilen ankete cevap verenlerin yüzde 80'i sendikaların kendilerini yeterince temsil etmediği görüşünde. Yüzde 70'i sendikaların siyasallaştığına inanıyor.Veli ve öğrencilerin sendikalarda yer alması gerektiğini düşünenlerin sayısı ise yüzde 52.

Sendikalar arasındaki bölünme, memur sendikaları arasındaki genel mücadeleyi de etkileyecek mahiyette. Sendikalar üye sayısına göre hükümete karşı temsil gücü kazanıyor. KESK'e bağlı Eğitim-Sen'in kan kaybetmesi, Türk Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen ile Memur-Sen'e bağlı Eğitim Bir-Sen'in elini güçlendiriyor ve yetki yarışında onları öne çıkarıyor. Sol sendikacılık, 'solun' diğer yapılarında olduğu gibi yeni döneme sancılı giriyor. 'Etnik' tartışmaların burada da bir çıkmazı temsil ettiği açık değil mi?

HÜLLE SENDİKASI KURDULAR!

Eğitim-Sen'in kapatılma davası sürecinde yaşanan ilginç gelişmelerden biri de Eğitim Bilim Sendikası'nın (EBS) kurulması. Muhalif sendikacılar, Eğitim-Sen yetkililerinin belirlediği 7 kişilik yönetimle kurulan EBS'nin yedek sendika olduğunu iddia ediyor. Yargıtay'ın sendikayı kapatma kararı aldığı anadilde eğitim maddesinin de tüzüğe aynen geçirilmek suretiyle korunduğunu savunuyor. EBS'nin kuruluşu da tüzüğündeki anadilde eğitim şartı konusunda kimseye bilgi verilmemesi, artan istifaların ardındaki nedenlerden sadece biri. Bir sendika yöneticisi, "Hülle sendikası kurdular, samimi olsalar üyelerine bilgi verip karar alırlardı." yorumunu yapıyor.

KADEK ilânı verdiler!

İki yıl önce yaşanan bir kavga ise bugünlerde sol sendikacıların yeniden gündeminde. Eğitim-Sen'in Bitlis, Muş, Diyarbakır, Adıyaman gibi Güneydoğu illerindeki şubelerinin 'KADEK lideri Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması" talepleriyle yerel ve ulusal gazetelere verdiği ilânların parası kim tarafından ödendi? İlânlara ne kadar para ödendi? Hesabı verilmeyen bu konu için özellikle İzmir ve Trabzon'dan sert tepkiler geliyor. Eski Eğitim-Sen Trabzon Şube Başkanı Mustafa Boz, sendika adına o günlerde çarşaf çarşaf basılan ilânların bizzat oradaki şubelerin bütçelerinden karşılandığını söylüyor. Boz, KESK başkanından Eğitim-Sen genel başkanına kadar herkesin buna göz yumduğuna, kan kaybının ikinci nedenlerinden birinin de bu tavırlar olduğuna işaret ediyor.

ÖNERİLEN YAZILAR