|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Ankara cinayetleri karanlıkta kaldı

3 Kasım 2003 / FUAT AKYOL
Doktor Neşet Naci"den Dedemanların torunu Umut Önal"a, İTO Başkanı Niyazi Adıgüzel"den Milletvekili Erol Güngör"ün oğlu Mustafa Göngör"e, Besim Tibuk"un yeğeni Ali Tibuk"tan Uğur Mumcu"lara kadar... Ankara cinayetlerinin çoğu hâlâ karanlıkta... Ankara"nın tanınmış doktorlarından Neşet Naci, 16 Ekim 1945 akşamı muayenehanesine gelen genç bir adamın tabancasından çıkan yedi kurşunla can verdiğinde, hiçkimse bu olayın tarihe "Ankara cinayeti"
olarak geçecek kadar karmaşık olduğunu tahmin edemezdi. "Katil benim" diyerek polise teslim olan Reşit Mercan isimli genç, dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay"ın oğlu Haşmet Orbay"ın en yakın arkadaşıydı. Robert Kolej"den arkadaş olan Reşit ve Haşmet, cinayet öncesinde Ankara"da aynı evi paylaşmışlardı.

Reşit, "Tabancayı ve mermileri Haşmet"ten aldım. Katil benim" diyordu ama, tanıkların gördüğü kişi o değildi. Buna rağmen Ankara Mahkemesi Reşit"i asıl fail olarak 20 yıla, Haşmet Orbay"ı da tabanca taşımaktan bir yıla mahkum etti. Tek Parti dönemi olmasına rağmen basının olayın üzerine gitmesiyle oklar Haşmet Orbay"a çevrilince, Yargıtay, mahkemenin bu kararını bozdu ve davayı Bolu Ağır Ceza Mahkemesi"ne gönderdi.

Bolu"daki yargılamalarda mahkeme katilin Haşmet Orbay olduğuna karar verdi. Reşit, kendisine zamanında sahip çıkmış olan Haşmet"in hatırına cinayeti üstlendiğini söyleyip, "Katil Haşmet"tir" dedi. Haşmet Orbay"a idam cezası verilirken, Reşit Mercan da yardım suçundan 10 yıla mahkûm edildi. Yargıtay"ın idam cezasını onaylamaması üzerine üçüncü yargılamada Haşmet"e 18, Reşit"e ise 9 yıl ceza verildi. Haşmet ve Reşit, 1950"de iktidara gelen Demokrat Parti"nin çıkardığı afla cezaevinden çıktılar ama, "Ankara cinayeti"nin esrarı bugüne kadar çözülemedi.

Çünkü Doktor Neşet Naci"nin niçin öldürüldüğü mahkemede aydınlığa kavuşmadı. Öte yandan, Reşit"in katil olduğuna hükmeden Ankara Mahkemesi"nin kararını Yargıtay"da bozduran dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Fahrettin Karaoğlu bir ziyaretten dönerken otomobilinde ölünce ve ilk teslim olduğunda Reşit"le odasında görüşüp "Cinayeti sen üstleneceksin" diyen dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan mahkemede tanık olarak dinlenmesinin ertesi günü intihar edince, olay daha da esrarengiz bir hal aldı.

Reşit ve Haşmet"in Robert Kolej"den sınıf arkadaşı olan eski Milletvekili İhsan Tombuş, yeni çıkan "Ankara cinayeti" kitabında, olaydan yıllar sonra Reşit"in kendisine, "Haşmet ile doktor arasında büyük bir para söz konusuydu" dediğini aktarıyor. Peki bu para neyin nesiydi?

Doktor Neşet Naci, o dönemde Rus elçiliğinin de doktoruydu. Ankara"da resmi çevrelerde inanılan teze göre Doktor, Rus sefareti ile girilmemesi gereken ilişkilere girdi. Ancak bu tez kabul edilse bile, "Doktor öldürülecekse bu iş Genelkurmay Başkanı"nın oğluna mı yaptırılır?" sorusu gündeme gelmekteydi. Gerçi Haşmet yıllar sonra verdiği bir röportajda, "Ben MİT görevlisiydim" demekteydi ama, o konuşması çelişkili bilgilerle doluydu. Olay tarihinde beş yaşında olan Doktor"un oğlu ise yıllar sonra, "Babam Haşmet"i Rus elçiliğinde görmüş. Telaşlanan Haşmet gelip babamı öldürmüş" demekteydi. Bu durumda Rus elçiliği ile ilişkisi olan kişi, Haşmet olmaktaydı.

Ancak her iki senaryonun da açık uçları vardı. Sonuçta Haşmet ile Doktor arasındaki parasal ilişkinin ne olduğu, Neşet Naci"nin "casus" olup olmadığı hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Kitabın yazarı İhsan Tombuş, bütün işaretler Haşmet Orbay"ı göstermesine rağmen, katilin üçüncü bir kişi olabileceğini de belirtiyor ve "Belki de Nevzat Tandoğan intihar etmedi, daha sonra konuşmaması için öldürüldü" diyor.

Tıpkı hâlâ tam olarak aydınlatılamayan pek çok Ankara cinayeti gibi Doktor Neşet Naci cinayeti de "niçin" sorusuna cevap verilemeden kapandı, gitti. Ankara, aradan geçen 55 yıl içinde yeni yeni cinayetlerle sarsıldı. İşte size onlardan birkaç örnek:

1 Haziran 1988"de Büyük Ankara Oteli"nde İstanbul Ticaret Odası Başkanı Niyazi Adıgüzel, Avukat Kürşat Özkan tarafından tabanca ile vurularak öldürüldü. Avukat o sırada Adıgüzel"in yanında bulunan Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi Mevlüt Işık ile ve işadamı Davut Çelik"i de öldürdükten sonra intihar etti. Bedrettin Dalan"ın desteği ile İTO Başkanlığı"na yükselen Niyazi Adıgüzel, Milliyetçi Hareket Partisi üyesiydi ve partiyi finanse eden bir işadamı olarak bilinmekteydi. Adıgüzel"i öldüren Özkan da MHP"ye yakınlığı ile bilinmekteydi. İşadamı Kemal Horzum ve Avrupa"daki bazı çevrelerle ilişkileri bilinen Niyazi Adıgüzel ile Kürşat Özkan arasındaki problemin ne olduğu da bugüne kadar tam açığa kavuşmadı. Problemin parasal bir ilişki olduğu da sadece yaygın bir inanış olarak kaldı.

24 Haziran 1991 tarihi, Kurban Bayramının ikinci günüydü. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Meclis lojmanlarında bir cinayet işlendi. Lojmanların 6. sokağındaki evde bıçaklanmış, tabancayla vurulmuş ve boğulmuş vaziyette cinayete kurban giden 21 yaşındaki Mustafa Güngör, Sosyal Demokrat Halkçı Parti İzmir Milletvekili Erol Güngör"ün oğluydu. Baba Göngür, o tarihten bu yana oğlunun niçin öldürüldüğünü araştırdı ve katillerin peşine düştü. Ama hiçbir sonuç alamadı. Mustafa"nın bazı milletvekili eşleri ile ilişkisi olduğundan tutun, dönemin Muş Milletvekili Mehmet Emin Seydagil"in oğlu Ümit Seydagil ile Bitlis Milletvekili Muhyettin Mutlu"nun oğlu Şadi Mutlu"nun cinayetten sonra kayıplara karışmaları (bir iddiaya göre iki genç bir süreliğine PKK"ya katıldılar) üzerine olayla ilişkileri olduğuna kadar çeşitli senaryolar dile getirildi. Polis bu iki çocuğu bir yıl sonra bulup ifadelerini aldı, ama cinayetle bir ilgileri ortaya çıkarılamadı. Mustafa"nın öldürüldüğü evdeki ruj izleriyle olaya bir "aşk cinayeti" süsü verilmek istendiği de belliydi.

Nazire Dedeman"ın 17 yaşındaki oğlu Umut Önal, 28 Eylül 1993 günü Ankara"da arkadaşı Melih Turgut"un silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti. Melih Turgut, Ankara"da "Kürt Ahmet" olarak bilinen Ahmet Turgut"un oğluydu. Cinayet zanlısı Melih Turgut, "Tabancamı temizlerken ateş aldı. Can dostum Umut"u kazayla vurdum" demekteydi. Ama otopsi raporunda Önal"ın ön dişinin kırıldığı, dudağının patladığı ve yüzünde yara izleri olduğu belirtilmekteydi. Umut Önal"ın o gün üzerinde kurşun izi bulunan toprak rengi tişört ve kot pantolonu bile ortadan kaybedilmişti. Yüzündeki yaralar darp izleriydi. Ankara Mahkemesi"ndeki davada Melih, cinayet suçundan 30 yıla kadar hapisle yargılandı. Ama mahkeme onu, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan iki yıl hapse mahkûm etti. Ne var ki bu karar hiçbir zaman anne Nazire Dedeman"ı tatmin etmedi. Kararın Yargıtay"da temyizinden sonra, Adli Tıp raporu "olay kaza değil" demesine rağmen mahkeme yine aynı kararı verdi. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Nazire Dedeman"a, "Olay kaza değil" deyip dosyayı örtbas eden bir emniyet görevlisinin ismini verdi. Ama Taşanlar, bu sözlerinin yer aldığı kaset ortaya çıkmasına rağmen, dediklerinin arkasında durmadı.

10 Mart 2000"de Ankara Hilton Oteli"nde bir çatışma yaşandı. Eski politikacı ve işadamı Besim Tibuk"un yeğeni Ali Tibuk çatışmada ölürken "Kürt İdris" lakaplı İdris Özbir"in yeğeni Nihat Özbir ve ihracatçı Çetin Aydın ağır yaralandı. Ali Tibuk, Nihat Özbir ve Çetin Aydın ile otururken yanlarına Lokman Çetin ve Seyithan Nergiz gelmişti. Lokman Çetin, kamuoyunda "Yeşil" olarak bilinen Mahmut Yıldırım ile ilişkisi olan ve ismi çeşitli fidye amaçlı kaçırma olaylarına karışan bir kişiydi. Onun da oturmasıyla grup içinde, Sanayi Bakanlığı"nda açılmış olan bir ihaleyle ilgili tartışma başladı ve silahlar çekildi. İddiaya göre olay, su ile çalışan bir motorun patentini kimin alacağı tartışmasıydı. İhtilaf, Ali Tibuk ile Çetin Aydın arasındaydı ve Lokman Çetin, Çetin Aydın"a destek için oraya gelmişti.

Elbette aradan geçen sürede başka Ankara cinayetleri de var. Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu"dan Bahriye Üçok"a, Ahmet Taner Kışlalı"dan emekli generallere, ünlü tefeci Veli Sözdinler"den İsrailli ajan Ehud Sadan"a kadar... Pek çoğunun üzerindeki esrar perdesi hâlâ tam olarak aralanabilmiş değil. Nedense Ankara"da işlenen cinayetler, büyük çoğunluğuyla hiçbir zaman aydınlatılamıyor.