DOSYALAR

Manastır

  • Muhsin Öztürk
Manastır
Otantikliği ve gelişmemişliği ile gezgini çekerken, dini milliyetçiliğin getirdiği fanatiklikle "öteki"ni fazlasıyla iten bir şehir. Halbuki bizim de Manastır"da hatıralarımız vardı! Yunanistan sınırını geçiyoruz. Yolların iptidailiği, bakımsız yapılar farklı bir dünyaya geldiğimizin habercisi. Rehberimiz Doç. Dr. Haluk Dursun bizi uyarıyor; Müslüman ve Türk olmanın sorun olduğunu, dolayısıyla başörtüsünün antipati uyandırabileceğini, dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Hava bulutlu ve serin. Şehre ilk girdiğimizde meydana yakın yerde düğün için bir araya gelmiş topluluğun heyetimize bakışlarındaki sıradışılık gezimizin rengini belirliyor. Burası Manastır. Makedonya"nın ilk gördüğümüz ve en gerilimli şehri.

Manastır"ın şimdiki adı Bitolia. Osmanlı Devleti, Murad Hüdavendigar zamanında 1378"de Timurtaş Bey"le birlikte bu bölgeye girer. Manastır, Makedonya"nın üç vilayetinden biri olarak anılmasına rağmen 19. yy"da daha önemli bir şehir haline gelir. Osmanlı"nın son yıllarında 3. Ordu"nun merkezi olur. Atatürk"ün de eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisi bu dönemde inşa edilir. Zamanla İttihatçıların önemli merkezlerinden biri haline geldi. II. Abdülhamit"e karşı oluşan muhalefet hareketinin askerî kanadının toplandığı yerdir Manastır. İttihat ve Terakki Cemiyeti"nin yayın organı olan Neyyir-i Hakikat burada basılır.

Önce, Atatürk"ün eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisi"ni ziyaret ediyoruz. Zamanında Kuleli Askeri Lisesi"nden sonra adını sıklıkla duyuran bir idadidir burası. Müzeye dönüştürülen lisenin belli kısımları ziyaretçilere açık. Burada Atatürk"ün askeri elbiseleri, eski siyah beyaz fotoğraflar, daha da ilginci Türkiye"den gelen "önemli" ziyaretçilerin bıraktığı hatıralar sergileniyor. Çevik Bir, onlardan biri. Manastır"da ziyaret ettiğimiz ilk Osmanlı eseri Atatürk"ün hatırına korunuyor. Burası, Manastır karıştığı zaman pek çok Türk"ün korumaya aldıkları yapılardan biri olmuş. İlerleyen saatlerde ziyaret edeceğimiz Yeni Cami ve İshakiye Camii"nde karşılaşacağımız manzara niye Manastır"a çok kişinin gitmediği sorusunun cevabını veriyor.

Gezi amacımız, Balkanlar"da Osmanlı izlerini yerinde görmek. Bunun için İstiklal Caddesi benzeri bir caddeye doğru yöneliyoruz. Sağlı sollu kafelerin sardığı cadde bir kafe cenneti gibi; yolun ortasına doğru uzanan masalar tamamıyla dolu sayılmasa da ciddi bir kalabalık dikkat çekiyor. Fakat diğer Balkan şehirlerinden farklı olarak sevecen bir bakışla karşılanmıyoruz. Yerel rehberimiz yol kenarında "tedhiş" görmüş Türk dükkanlarını gösteriyor. Kapıların üzerindeki çarpı işaretleri ve terk edilmiş mekanlar Manastır"ın en hareketli caddesinde halen öylece duruyor. Türk ve Müslüman olmanın zor olduğu bir yer burası. Kafeler caddesinden geçerken belli ki grubumuzdaki başörtülülerin varlığı negatif enerji almamıza yol açıyor. Tedirgin olmadık diyemeyiz.

Uzunca caddenin sonuna vardığımızda Osmanlı eserleriyle çepeçevre sarılıyoruz sanki; Manastır Bedesteni, İshakiye ve Yeni Cami. Fakat görüntü sizi aldatmamalı. Yeni Cami kapalı, müzeye dönüştürülmüş. Geçtiğimiz yıllarda "nü" resim sergisi ve mayo defilesi düzenlenen cami burası; tahrik unsuru olabilecek her şey yapılabiliyor. Osmanlı saat kulesinin en tepesine iliştirilen haç Balkanlar"da alışık olduğumuz manzaralardan. İslami sembollerin yerine dini milliyetçiliğe dönüştürülen Hıristiyanlığa dair semboller ikame etme yaygın bir davranış. İshakiye Camii"nin etrafında kimse bulunmadığı için açık mı kapalı mı olduğunu bir türlü kestiremiyoruz. Yoldan geçen bir genç İshakiye Camii"nin bir bölümünün ibadete açık olduğunu, en son cuma namazını orada kıldığını söylediğinde ümitleniyoruz. Caminin imamını ancak bir saat sonra bulabiliyoruz.

Manastır, zaman zaman gazetelere yansıdığı gibi bizi şaşırtmıyor. Balkan gezisine çıkanların niye Manastır"ı "es" geçtiklerini anlayabiliyoruz. Fakat yapılan her ziyaret buradaki Türk ve Müslüman varlığına manevi kuvvet veriyor.

ÖNERİLEN YAZILAR