|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
TARİH

Mareşal’in gözyaşları

5 Nisan 2010 / MESUT ÇEVİKALP
Vefatının 60. yılında, Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’ın bilinmeyenlerini torunu Ali Fevzi Çakmak anlatıyor... Mareşal’i ağlatan tebligat neydi? Neden siyasete girdi?

Yıkılan bir imparatorluğun sessiz çığlıklarını, yeni Cumhuriyet’in doğum sancılarını yakinen hisseden fatihan torunlarından biriydi Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak. Başlı başına yaşayan bir tarihti. Önce Balkanlarda Osmanlıya karşı isyan edenlerin, ardından Cumhuriyet’e karşı duran Anadolu’daki ‘bedhahların’ bastırılmasında rol almıştı. 49 yıl bilaistisna taşıdığı üniformayla kâh Varna’da kâh Filistin’de çarpışmış, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında büyük bir rol üstlenmişti. Tek partili dönemde, 20 yıl boyunca Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı)’ni üstlenerek eşi benzeri olmayan bir rekora da imza atmıştı. Daha sonralarda bu durum, sessizliği, ihtirassızlığı ve siyasete mesafeli duruşuyla açıklanmıştı. 1944’te yaş haddinden emekli edildikten iki yıl sonra siyasete atılması ilk bakışta tezat görülebilirdi; ama onun mantıklı bir izahatı vardı: “Mevcut siyaset ve siyasi liderler beni siyasete girmeye mecbur etti.”

Siyasette de oldukça aktifti. 1946’da Demokrat Parti (DP) listesinden bağımsız aday olarak Meclis’e girdi, 1948’de daha fazla demokrasiyi vadeden Millet Partisi’nin kuruluşunda yer aldı. Onu DP ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne karşı yürüttüğü ciddi muhalefetten sağlığı ayırdı. Prostat ve şeker hastalığı vardı. 10 Nisan 1950’de, dünyaya geldiği İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.

Ölümünün ardından geçen 60 yıl, onun 74 yıllık yaşamının üzerindeki sis perdesini kaldırmaya yetmedi. Hakkında onlarca kitap, yüzlerce makale yazıldı, günlükleri basıldı (kısmi); ama tam anlamıyla onu anlayabilmiş değiliz. Mareşal’in 60. ölüm yıl dönümünde (10 Nisan) hayatta kalan akrabalarına ulaştık ve merak edilen soruları yönelttik. Mareşal Fevzi Çakmak’ın, 26 yaşındayken Conkbayırı’nda şehit düşen erkek kardeşi Nazif Bey’in torunu Ali Fevzi Çakmak, paşa dedesinin bilinmeyen yönlerini, hangi tebligata gözyaşı döktüğünü, manevi yönünü, siyasete neden girdiğini ve erken emekli edilme girişiminin tüm detaylarını Aksiyon’a anlattı.  

-Aileden geriye kimler kaldı?

Mareşal Fevzi Çakmak’ın, eşi Fatma Fitnat Hanım’dan olma iki kızı vardı. Adı Muazzez olan kızı 1938’de, henüz çocuğu olmadan vefat etmiş. Diğer kızı Nigar Hanım, 1986’da vefat etti. Nigar Hanım’ın Şefik Bey’le yaptığı evlilikten Ahmet adında bir çocuğu oldu. Mareşal’in torunu Ahmet Çakmak Bey, yıllardır Amerika’da yaşıyor, Türkiye ile bağı kalmadı.

-Neden gitmişti Amerika’ya?

Tahsil için gitmişti. Yüksek tahsilini 1958-1959’da Robert Koleji’nde, bugünkü Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. İnşaat bölümünde okudu. Ardından tahsilini ilerletmek üzere Amerika’ya gitti. Bugünlerde sanırım ABD’deki Princeton Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. Deprem mühendisliği üzerine profesörlüğü var. İtibarı oldukça iyi Amerika’da.

-Niye yerleşmiş Amerika’ya?

Japon eşiyle (Noriko Nagafuji) orada tanıştı, orada evlendi. Ailenin evlenmeden haberi bile olmadı. Bizim epey sonradan haberimiz oldu. Tatsız oldu tabii, kimse kabullenmedi. Şimdi iki kızları var (Erika Leyla ve Lisa Ayla). Onlar da Amerikan vatandaşı. Ahmet Bey’in Türkiye’deki yakınlarıyla pek ilgisi kalmadı.

-Türkiye’de yaşayanlardan kimler kaldı?

Ahmet beylerin dışında, Mareşal Çakmak’ın Türkiye’de yaşayan en yakın akrabaları benim ailemdir. Ben, abim, ablam ve kuzenlerim. Bizler Mareşal’in erkek kardeşi Mehmet Nazif Bey’in torunlarıyız. Mehmet Nazif Bey, Çanakkale Harbi’nde şehit düşünce babama Mareşal amcası babalık yapmış. Babam 1915’te doğduğu için babasını hiç tanımamış, Nazif dedem de oğlunu hiç görmemiş. Yetim babam Adnan Bey’i amcası Mareşal Fevzi Bey yetiştiriyor. Okutuyor, subay olmasına vesile oluyor. Hatta babamı evlendiren Mareşal oluyor. Evlendirip Ankara’daki köşkünden oda veriyor onlara. Babamı gerek muvazzaf gerek emeklilik yıllarında yanından hiç ayırmıyor.

-Adnan Bey ne zaman emekli oluyor ordudan?

Aslında parlak bir subaydı ama sağlık nedenlerinden dolayı erken ayrılmak durumunda kalıyor. Üsteğmenken hastalık nedeniyle bir böbreği alınıyor. Ardından ordudan emekli oluyor ve emniyet teşkilatına intisap ediyor.

-Siz hatırlıyor musunuz Mareşal dedenizi?

Ben hatırlayamıyorum. 1948 doğumlu olduğum için onun yaşadığı dönemde iki yaşımdaydım. Ama abim hatırlıyor. Babam bize çok anlatırdı Mareşal dedemizi. Devamlı yanında olduğu için her gününü biliyordu âdeta. Benim Fevzi Bey’le en büyük bağım adım. Kendisi koymuş adımı. Ben doğduğumda babam Adnan Bey, Fevzi Paşa’ya haber veriyor, “Paşa baba iznin olursa adını oğluma koyayım” diyor. O da olumlu karşılayıp “İyi, koy oğlum.” diyor. Bu ismi taşımak benim için en büyük miras. Layık olmaya çalışıyorum.

-Sizde askerlik var mı?

Yok, ben mühendislik okudum. Mühendis olarak çalıştım uzun yıllar. Şu an emekliyim.

-Orduda eri, siyasette milleti mi savunuyor?

Doğrudur. Orduda olduğu dönemlerde siyasetle hiç ilgilenmiyor. O dönemlerde iyi bir asker, iyi bir komutan olma derdinde. Hatta ordunun modernizasyonu için kavga ediyor siyasilerle. Bana göre onun en önemli yönü orduyu ve kendisini siyasetten korumasıydı. Buna çok özen gösteriyor. Emekli olduktan sonra -ki emekli edilmek istenişi biraz maceralı olmuştur- girdiği siyaset ortamında da sadece milleti savunuyor. Yani orduda eri, siyasette halkı müdafaa ediyor.

-Halk arasında Mareşal mütedeyyin bilinir…

Evet, böyle bir hissiyat var. İsmet Paşa, Karabekir Paşa ve Çakmak Paşa kendi aralarında kıyaslandığında halk Mareşal’i daha muhafazakâr görüyor. Bu durum diğerlerinin de öyle olmadığı anlamına gelmez. Ama Mareşal manevi değerlerine bağlı bir insandı, halkla sıcak ve samimi diyaloglar kurardı. Bir keresinde babama dedemin namaz kılıp kılmadığını sordum. Muvazzaf olduğu dönemde cuma namazlarına gitmediğini söyledi: “Resmî elbiseyle camiye uğramazdı.”

-Ya sivil hayatta…

Tabii, sivil hayatta, emeklilik günlerinde camiye gidermiş. Ama bunu gösteri malzemesi gibi kullanmadan, sessizce giriyor camiye. Fevzi Paşa dine saygılı bir adamdı. Mareşal’in dinî ağırlığı biraz da dedesi Varnalı Müftü Hacı Bekir Efendi’den geliyor. Mustafa Fevzi ilk tahsili ile Kur’an eğitimini Tophane müftülerinden Hacı Bekir Bey’in elinden almış.

-Ailenin bir kısmı Balkanlardan geliyor…

Ailenin bir tarafı Balkanlara uzanıyor. Büyük dedemiz Müftü Hacı Bekir Efendi Varnalıydı. Ailenin bir kısmı Varnalıydı. Diğer kısmı da Çanakkale-Edremit civarından. Soyadı Kanunu çıkınca Mareşal, Çakmak soyadını almak istiyor. Atatürk bu soyadını duyunca Mareşal Fevzi Bey’e takılıyor, “İsmet Paşa, İnönü soyadını aldı. Sen de artık Sakarya’yı alırsın.” diyor. Mareşal, “Kusura bakmayın, benim sülalemin adı ‘Çakmakoğlu’, ben bu adı kullanmak isterim.” karşılığını veriyor. Çakmakoğlu adı Balıkesir Edremit civarındaki bir köyden geliyor. Bu köyde eski devirlerde çakmaklı tüfekler yaparlarmış ve bundan dolayı köye ‘Çakmaklı’ derlermiş. 600 yıllık geçmişini bildiğimiz dedelerimize ‘Çakmakoğlu’ derlermiş. Mareşal sağlığında bu köyü bulmuş ve atalarını aramış. Lakin bir yakınına ulaşamamış.

-Mareşal’in İnönü ile sorun yaşadığı doğru mu?

Atatürk’ün yaşadığı dönemlerde böyle bir durum yok. Hatta Atatürk’ün ardından cumhurbaşkanı olması için İnönü’ye destek veriyor Fevzi Bey. Aslında İnönü’nün Atatürk ile arası yok son yıllarında. Atatürk onu 1937’de başbakanlıktan azlediyor. Atatürk, İnönü’yü tamamen devre dışı bırakıyor. O tarihten sonra hiç görüşmüyorlar. Mesela Şükrü Kaya grubu bu durumdan istifadeyle yok etmek istiyorlar İnönü’yü, Şükrü Kaya cumhurbaşkanı olmak istiyor. Mareşal bunlara da destek vermiyor.

-‘İki numara’ tartışması var bir de...

Modern Türkiye’nin ilk iki kurucusundan biri Mareşal Fevzi Çakmak. Diğeri de Atatürk. Bunu herkes kabul ediyor zaten. Sıradan bir genelkurmay başkanı değildi. Mareşal’in hırsı, maddi ve manevi beklentisi yoktu. Atatürk bu yönünü iyi yakalamış. Aralarında gizli bir protokol vardı sanırım. Mareşal orduya siyaseti, Atatürk de siyasete orduyu karıştırmıyor.

-Emekli olunca sorunlar yaşıyor ama…     

Sonrasında tatsızlıklar yaşandığı bir gerçek. Yayımlanan günlüklerin hiçbirinde bu dönem yer almıyor. Aslında emeklilikten sonra çetrefilli olaylar geçiyor başından. Mesela bu tatsızlıkların başında Mareşal’in erken emekli edilme girişimi geliyor. İkinci Cihan Harbi esnasında erken emekli edilmek isteniyor. O yıllarda emeklilik sınırı 65 yaş. Fakat kimliklerde doğum tarihi sadece yıl olarak yazıldığı için Mareşal henüz 65’ini doldurmadan emekliliği isteniyor. Ayını doldurana kadar emekli olmuyor. Ayı dolunca kendisi ayrılıyor.

-O günlerde neler yaşanmış?

Babam bir keresinde anlatmıştı. Başvekil Şükrü Saracoğlu geliyor Genelkurmay’a. Mareşal’e emekliliğinin geldiğini iletiyor. Paşa dedem Şükrü Bey’e öyle bir bağırır ki odadaki avizeler sallanır: “Ben emekli olacağım günü bilirim, günü gelince bir dakika da durmam burada. Lütfen şimdi buyurun dışarı!” Zira Mareşal doğum tarihini ay ve gün olarak biliyor. Babası o doğduğunda doğum gününü bir Kuran-ı Kerim’e kaydetmiş. Mareşal’de o var.

-Makam aracı ve Atatürk’ün verdiği Ankara’daki köşkü elinden alındğı doğru mu?

Evet, doğrudur. Emekli olmasının ardından köşke icra memurları geliyor ve köşkü boşaltması isteniyor. Babam da olay günü orada. “Mareşal’in ilk defa gözünün yaşardığını orada gördüm.” derdi hep. Fevzi Bey’in gözleri yaşarıyor. Memurlara “Bir dakika evladım.” der, üst kattaki çalışma odasına çıkar ve evrak çantasından Atatürk’ün kendisine verdiği tapuyu bulup getirir, icra memurlarına gösterir. “Bu ev benim tapulu malım.” Memurlar özür dileyip çekip giderler. Yaşanan bu.

-Peki, daha sonra neden boşaltıyor bu köşkü?

Kendi isteğiyle İstanbul’a taşınıyor. Ama köşk 1963’te yok denecek bir bedelle istimlak ediliyor. 1960’larda büyük ninem kullanıyordu köşkü.

-Erenköy’deki köşkü ne durumda?

Erenköy’deki köşk içimizde bir yaradır. Atıl vaziyette. Mareşal Fevzi Çakmak 1938’de ölen kızı Muazzez halamız için yaptırmış. Onu bir ayrı severmiş. Muazzez halamız verem oluyor. Yurt dışına da götürülüyor ama kurtarılamıyor. Köşk son olarak Ahmet Bey’e kaldı. O satmak istedi, satamadı. Mareşal bugünleri görmüşçesine şerh koydurmuş tapuya; ‘Bu ev benden sonra ancak vakıf, sağlık veya eğitim amaçlı kullanabilir’ diye. 6 dönümlük köşk bahçesindeki çam ağaçlarına bile şerh koydurmuş, kesilmesin diye. Uğraşıyorlar ama dokunamadılar köşke.

-Makam arabası da alınmış o zaman…

Yaveri ile makam arabasını da alıyorlar.

-Kendisinin istemediğini yazanlar var…

Yok, hayır. Onlar geri istiyor. Geri talep edilince o da “Alın!” diyor elbette. Öyle makamda, araçta gözü olan biri değildi. Hep sıradan bir hayat yaşadı. Zaten ciddi bir mal varlığı bırakmadı arkasında.

-Siyasete girmesi mi engellenmek isteniyor?

Fevzi Bey’in siyasete girmesinden çekiniyorlar. Halk nazarında muteber, seviliyor. Bundan dolayı da sergilenmiş olabilir bu davranışlar. 30-40 yıl öncesine kadar Anadolu’ya gittiğinizde köy kahvelerinde Atatürk portresinin yanında Mareşal’inki de asılırdı. Bunu her yerde görürdünüz. Sonraki yıllar Mareşal bilinçli bir şekilde unutturulmak istendi. Kısmen başarılı olsalar da halkın gönlünden sökemediler.

-Kimler unutturmak istiyor?

Bilemiyorum. Devletin bir kısmı olabilir, başka güçler olabilir. Bilemiyorum. Özeleştiri yaparsak maalesef ailesinin de ihmali olabilir. Mareşal aile açısından Karabekir ve İnönü kadar şanslı değildi. İnönü’nün, Karabekir’in geride kalanları unutturmadılar onları. Vakıflar kurdular, etkinlikler düzenlediler, biz başaramadık.

-Emekli olduktan sonra niye siyasete atılıyor?

Aslında hiçbir zaman siyaset adamı olmadı. Gözü hep askerlikteydi. Siyasetle orduyu ayrı tutmaktan yanaydı. Zira Millî Mücadele yıllarında Adana-Kozan vekili seçilmişti. 1924 yasası çıkarılınca vekillikten istifa ediyor. Hatta ilk istifa eden Mareşal olur. İsmet ve Karabekir paşalar ise orduyu bırakır. Askerlerin siyasete girmesinin vatana zarar verdiğini düşünüyordu.

-Emekli olunca siyasete girdi ama…

Biraz mecbur kalıyor aslında. Mücadele yıllarında hayal ettikleri ülkenin hayata geçmediğini düşünüyor siyasete girerken. Alternatif oluşturmak istiyor.

-1946 seçimlerinde oyları çalınıyor...

Evet, oylarına müdahale olmuş, oyları çalınmış. Buna rağmen İstanbul’da en fazla oyu alarak giriyor Meclis’e.

-DP’den bağımsız aday olarak giriyor değil mi?

O dönemde öyle bir uygulama var. Bağımsız olsanız da bir parti listesinden giriyorsunuz seçime. O da DP’den bağımsız olarak giriyor. 

-Bir de Millet Partisi girişimi var…

1950’de oluyor Millet Partisi’ne girişi. Fahri başkanlığını üstleniyor. Tabii o yıllarda sağlık sorunları baş gösteriyor. Hem şeker hem de prostattan çekiyor. Bir Tekirdağ gezisi sonrasında da ciddi bir soğuk algınlığı geçiriyor.

-Aynı evde yaşamışsınız. Evde hâli nasıldı?   

Üç yıl aynı yerde kaldığı vaki değildi askerlik döneminde. Aileden önce vatan millet demiş hep, cepheden cepheye geçmiş. Ancak emeklilikten sonra ilgilenebiliyor ailesiyle. Çocuklara çok değer verdiğini, onlarla bire bir ilgilendiğini anlatırdı babam. Çocuklarla bir yetişkin gibi karşısına alır öyle konuşurmuş…

-Yayımlanan günlükleri nasıl buluyorsunuz?

Ölümünün bir hafta öncesine kadar titizlikle, askerî bir disiplinle günlük tutuyor Mareşal Fevzi Çakmak. Şimdi günlüklerin bir kısmı yayımlandı. Ama sıkıntılar var. Basılan kısım suya sabuna dokunmayan kısımlar. Asıl önemli bölümler yayımlanmadı. 1920’lere kadar veriliyor, 1930’lar, 1940’lar verilmiyor. Yok edildi, yayımlanmadı.

-Kim yayımlamadı, yayımlatmadı?

Bilmiyorum.

-Geride kalanlar ‘10 Nisan’ları nasıl geçiriyor?

Ölüm yıl dönümlerinde Eyüp’teki kabrine gideriz. Bu yıl da öyle olacak. Son 4-5 yıldır Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) de anıyor. Bizden üç torun, bir de anne tarafından sanırım 20’ye yakın akrabası kaldı.

- Unutuldu mu?

Biraz unutuldu. Yeni nesil bilmiyor pek. 15 yıl önce vakıf kurmak istedim ama bütçe çıkartamadım. Memur ailesiyiz, Mareşal’de de subay babam Adnan Bey’de de çok para olmazdı. Bizde de yok ki kuralım.

 

“Bediüzzaman’a hürmet ediniz”

 

Bediüzzaman Said Nursi, 1924’te başlayan Şeyh Said isyanı bahane edilerek Ankara Hükûmeti’nin emriyle Van’daki Erek Dağı’ndan alınıp Burdur’a mecburi ikamete gönderilir. Burdur’la başlayan dönemde yalnızlığa mahkûm edilir. Bediüzzaman Burdur’da tutulduğu günlerde, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak bu şehre geliyor. Vali, Mareşal’e, “Said Nursî hükûmete itaat etmiyor; gelenlere dinî dersler veriyor.” diye şikâyette bulunuyor. Mareşal Fevzi Çakmak, Bediüzzaman’ı tanıdığını belirtip “Bediüzzaman’dan zarar gelmez; ilişmeyiniz, hürmet ediniz.” diyor. 

(*) Tarihçe-i Hayat sayfa 136.