|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
 YAZARLAR

Tüm zamanların en iyi depresyon ilacı Sonorus!
Sayı: 1032 / Tarih : 19-01-2002
Sayın yetkililer. Duyduk ki Potter'ların oğlu küçük büyücü adayı Harry'nin başından geçenleri anlatan bir kitap siz muggle'ların (sihirden uzak yaşayan insanların) dünyasında epey okunuyor, sizler ne diyorsunuz, peynir ekmek gibi satıyormuş. Bu bilgi bizi şaşırttı, çünkü sizi böyle bilmezdik. Büyücülerin dünyasının siz sıradan insanların rutinleriyle karşmaması nedeniyle getirilmiş sıkı tedbirlerin tekrar gözden geçirilmesi için Sihir Bakanımız Cornelius Fudge'a durumu bildirmeyi düşünüyorum.

Aksiyon Etkileşim Kutusu
Bookmark & Paylaş
Video Foto Ses
Yazdır Arkadaşıma Gönder
Yorum yazın
Yorumları Oku
Belki gelecek zamanlar göklerde son model süpürgesi Nimbus 2001 ile geçen bir cadıyı gördüğünüzde polisi aramayacağınız, konuşan bir çaydanlık gördüğünüzde ayılıp bayılmayacağınız, hatta bulaşıkları kendi kendine yıkanan ve çamaşırları kendi kendine asılan garip giyimli komşunuzdan rahatsız olmayacağınız günlere gebedir. Sizlere üzerinde rakamlar değil; 'Uyanma vakti, yemeğini ye, işe geciktin salak! , çoraplarını giymeyi unutma hava soğuk' gibi ibareler bulunan saatlerimizden ve haberleşmek için kullandığımız eğitimli baykuşlarımızdan hediye eder, fonksiyonlarını kaybeden insanları eski haline çeviren adam otlarından verir, anahtarı kaybolmuş kilitli kapıları açmak için veya bir ejderhayı sakinleştirmek için gereken sihirli sözcükleri öğretebiliriz. Siz de bize hmmm neydi adı metelon, tertefon, hayır, telefonu tanıtırsınız. Bizler elektrik kullanmayız pek ama ekmek kızarttığınız şu şeylerle tanışsak hiç fena olmaz. İyi ilişkiler geliştireceğimize eminim. Geçmişte yaşanan bazı acı tecrübeleri unutmak zor tabii. Aranızdan bazıları kaynanasının dilini bağlatmak, komşusunu hasta edip yataklara düşürmek için kapımızı aşındırır, istedikleri olmayınca da "cadı vaaarr!" diye veryansın eder, meydanda büyücek bir ateş yakılması için ellerinden geleni artlarına komazlardı. Bazı arkadaşlarım o günlerin de etkisiyle büyücü olmayan ailelerden gelme öğrencilere kota konması konusunda hâlâ ısrarlılar. Ama onlara pabuç bırakacak değilim. Bence iyi kötü üzerinde yaşadığımız dünya hepimizin ve aranızda elini sıkmaktan onur duyacağım 'muggle'lar olduğunu biliyorum. Şimdi sözü, bir zamanlar aramızda olan ama bir kediyi ejderhaya çevirip okulun bütün perdelerinin yanmasına neden olduğu, birkaç öğretmenin saçlarını yanlışlıkla (!) çimene dönüştürdüğü ve ormanda gördüğü tek boynuzlu atları okula sokmaya çalıştığı için uzaklaştırma cezası alan ve sonra bir daha da ortalarda görünmeyen sabık öğrencime bırakıyorum. Baykuşum dağıtacağı bir sürü postası olduğunu ima edip, huysuzlanıyor. Saygılarımla"

Prof. Albus Dumbledoore

Hogwarts Büyücülük Okulu Müdürü

Fantezi bu ya... Şu çok meşhur Harry Potter'imizin okuduğu okulun muggle-sever müdürü, muzip ve bilge adam Dumbledoore gerçekten yaşasaydı ve gelişmeleri bilseydi bir parşömen kağıdı çıkarır ve tüy kalemiyle böyle bir şeyler çiziktirirdi herhalde. İngiltere'de Harry Potter vakasından sonra yatılı okullara artan talebin bir nedeni de bu müdür olsa gerek. Harry Potter karakterinin hayali "Hogwards Büyücülük Okulu"ndaki maceralarından "haberdar" olan ve başvuruların artmasının nedenini gizliden gizliye sezinleyen okul idarecileri kayıtları yapmadan önce yarı şaka yarı ciddi "ama bakın, biz büyücülük okulu değiliz" diyorlarmış.

Yukarıdaki hayali mektubu kaleme almakla kitapla ilgili angajmanımı yeterince deşifre ettim. Ama best-seller'larla mesafe kurmanın kişiyi seçkin okuyucu yapmadığını bildiğim için insanın bazen seve seve best seller tuzağına düşmek isteyeceği o özel durumlardan birini "Harry Potter" vakasını olabildiğince objektif bir bakış açısıyla -ne demekse- ele almaya çalışacağım.

Rowling gül bahçesi vaad etmiyor

Harry Potter maceralarının geçtiği yer, yani, Hogwards Büyücülük Okulu, mutluluğun hüküm sürdüğü, insanlarının yediden yetmişe "iyi" olduğu, Harry'nin baştacı edildiği cennet bahçelerinden bir bahçe filan değil. Elbette ışıklı saydam perilerin dansettiği büyük kutlamalar, biri biterken diğeri tabakta yeniden beliriveren pastalar, sakinlerinin konuşup göz kırptığı tablolar, orada yaşamalarına izin verilmiş çenesi düşük muzip ve meczup hayaletler, yeni gelen öğrencilerin hangi binaya gideceğini tesbit eden seçmen şapka-lar, süpürgeler üzerinde oynanan bir cins futbol maçı olan Quiditch turnuvaları, "şekil değiştirme", "karanlık sanatlara karşı savunma", "iksir", "cincüceler ayaklanması", "sihir tarihi", "kehanet" gibi dersleri ile oldukça ilginç ve eğlenceli bir yer. Ancak Harry'nin başı buraya düştüğü günden beri belada. Yazar Harry ile beraber geleceklerinden emin olduğu okuyucularını sihirli bir dünyaya sürüklüyor sürüklemesine ama bu dünyanın sorumluluk duygusundan, engellerden ve "acı"dan soyutlanmış bir dünya olmasına da izin vermiyor. "Bir çocuğun başına bu kadar çok şey gelebilir mi" dedirtecek türden bedeller ödetiyor Harry'ye. Yazar'ın kurduğu dünyayı normal dünyadan ayıran ve onu daha tercihe şayan kılan en önemli nokta da burada gizli. Harry Potter'in sihirli dünyası sihirli değneklerle düzene giriveren ve okuyucusuna "gelin, alın, işte kusursuz bir dünya..." çağrısı yapan şip-şakçı, kolay bir dünya değil. Sadece, güvenliğini şişkin banka hesaplarıyla ve insani ilişkilerden soyutlanmakla teminat altına almış, teknolojik-mekanik ambargoya gönüllü olarak teslim olmuş ortasınıfın "yabancılaşmış" hayatından daha "sahici" deneyimler sunan bir dünya! İyiyi, kötüyü, cesareti, dostluğu, sevgiyi en arı duru şekilde ve fakat en önemli bedelleri ödeyerek öğreniyor Harry: Privet Drive'da yani teyzesiyle eniştesinin düzenli, tasarruflu, mesafeli, bencil hayatlarında; İngiliz sıradanlığının dibine vurmuş oldukları yerde kalsa hiç edinemeyeceği tecrübeler ediniyor. Çocukları sürükleyen maceraların arkasına büyükleri de tavlayan böyle bir alt metin döşüyor Rowling. Kent hayatının ortalama ritüellerine katılmış, ortalama ve sıkıcı bir hayat yaşayan her okur yazar büyüğün algılayabileceği ve hak verebileceği imalarla, göndermelerle, mizah duygusuyla zenginleşmiş bir alt metin bu. 'Muggle'in neden hoşlanılmaması gereken bir şey olduğunu, Sihir Bakanlığı'nda bir görev kapmak isteyen "koltuk" meraklısı genç büyücünün neden hafif hafif küçümsendiğini, herşeyin mümkün hiçbir şeyin garanti olmadığı bir dünyayı en güzel şekilde imleyen "Bertie Bott'un şekerlemeleri: Her avuçta yeni bir risk!" reklamının neden gerçekten komik olduğunu büyükler kavrıyor, çocuklara ise Hogwards'ta yaşanan maceralar, öğrtemenler, dersler, "muggle" denen ve sıradışı hiçbir şeye dayanamayan insan güruhuna yapılan "küçük" şakalar yetip de artıyor zaten.

Edebiyat değil: Eğlence!..

Harry Potter çocukların neredeyse bir büyük gibi söz sahibi olduğu, sorumluluk yüklendiği, başarılar gösterebildiği bu dünyada, büyüklerin dünyasında varolduğunu sandıkları bir tatmin duygusunu yaşıyorlar. Karanlık güçleri olan kötü büyücü Voldemort'a karşı savaş verebilmek için yaşlarının tutması gerekmiyor burada! Büyükler ise satır aralarına sinmiş aile, toplum ve medyaya yönelik ılımlı bir eleştirinin; bir dilim üzümlü kekin, şekerlemelerin, arkadaşlığın, öğretmenlere lakap takmanın tadını ve ancak çocukken anlamlı olan heyecanını yeniden hissedebiliyorlar. Rowling kitabın neden çok sattığını soranlara samimiyet yüklü bir sesle "valla ben de bilmiyorum" mealinde cevaplar veriyor ama kanımca bu doğru değil. Harry Potter burnunu küçük bir depremzede çocuğa veren Clinton'un davranışı gibi, önceden titizlikle hesaplanmış bir araştırma/çalışmanın ürünü. İşin arkasında bir ekibin olduğunu duyarsam hiç şaşırmam. Harry Potter kimi anneler için sahip olmak istedikleri bir oğlan çocuğu, kimi iş güç sahibi insanlar için eski parasız-yatılı günlerine götüren bir bilet, kimileri için yerlerinin önceden ayırtıldığını görüp sevindikleri maceralı bir yolculuk. Reklam ve promosyonların elbette katkısı büyük. Aksi takdirde kimse çocuk kitapları rafında duran bir türe bu kadar ilgi göstermezdi. Fakat Harry Potter'in Dostoyevski'lerin, Kafka'ların, Tolstoy'ların tahtına oturduğu, Batı dünyasının edebiyat gündemini tek başına işgal ettiği savına katılmıyorum. Harry Potter'i okumak için kitap okumayı sevmek, kitapsız yaşa-ya-ma-mak gerekmiyor. Çocuklara kitabı sevdirecek, onlara hayal gücü hediye edecek, hiç değilse başlarını bilgisayarlarından kaldırıp elleri arasında duran bir kitabın sayfaları arasında yolculuğa çıkaracak bir kitap Hary Potter ama büyüklerin onu "edebiyat" ihtiyaçlarını veya tecessüslerini karşılamak amacıyla okuduklarını sanmıyorum. Harry Potter bir oyun, bir ilaç kürü, bir eğlence anlayışı. Kurabiyeler, şeker kavanozları, reçelli ekmekler, sıcak çay, sıcak kakao ve kareli battaniyeler eşliğinde yapılacak okuma destekli bir animasyon. Kitap okumayı pek sevmeyen anne babalarla, edebiyat zevki hayli ince okuyucuların aynı zevkin çatısı altında toplanmış olmalarının nedeni bu olsa gerek.

Çevap veriyoruz...

Uçan Pokemonlar'a özenip kendini apartmandan aşağı atan, Örümcek Adamlara özenip duvarlara tırmanmaya kalkan, polis amcalarına, dedektiflere ve seri katillere bakıp eline geçirdiği silahla en yakınındakine davranan çocukların haberlerini okuyup duruyoruz. İşin doğrusu Harry Potter'in "günümüzde" geçen ama kalaylanmış kazanlarla, uçan süpürgelerle, toprakta yetişen insan şeklindeki otlarla, hayaletlerle, üç başlı köpeklerle dolu öyküsü çocukları bu anlamda bir yanılsamaya maruz bırakabilir. Ama söyleyin, kim çocukların dünyasını günde sekiz saat açık duran televizyonlardan içeri dolan sahte duyarlılıklardan, söylenceyi gerçek yapan haberlerden ve her an ölüp her an dirilen çizgi film kahramanlarından koruyabiliyor? Harry Potter okuyup da gerçeklik hissini kaybeden bir çocuk en fazla bir süpürgenin üstüne binip "deh" diyecektir, ya da küçük bir sopa parçasını sevmediği bir akrabasının üstüne tutup "Imperio!" diye bağıracaktır. Bir şey olmayınca da kol bacak değil küçük bir hayalkırıklığı olacaktır yaşayacağı. Ama derseniz ki, bu kitap sihir ve büyüyü çocuklara sevdiriyor, başımı eğip evet diye fısıldamaktan başka bir şey yapamam. Kitaba karşı çıkan kilisenin gerekçesi de bu zaten, bir grup fanatik dindarın bir araya gelip topluca "Harry Potter" yakma ayini düzenlemesinin nedeni de... Harry Potter'in Batılının bellek arşivlerinde yer alan cadı yakma seremonisini hortlattığını söyleyebiliriz pekala.

Kitabın sihir ve büyüyü sempatik gösterdiği bir gerçek. Ama satanizmi sempatik göstermeye çalıştığı külliyen yalan. Hogwards'ın başta Albus Dumbledore olmak üzere pek çok öğretmeni ve Harry'nin en çok mücadele ettiği şey "bilgisi arttıkça sapıtan" ve gücünü karanlık amaçlara hizmet etmek için kullanan Voldemort'u zayıf düşürmek. Hogwards'ın ders programı ise oldukça titiz hazırlanmış: Karanlık Sanatlar değil, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma gibi bir ders var örneğin. Büyücülerin "muggle" adını verdikleri insanlardan uzak durmalarının tek nedeni de 'muggle'ların işlerini halletmek için sık sık büyücülere başvuracakları, her zaman kolaya kaçacakları ve hatta büyücüleri kötü amaçlarına alet edecekleri korkusu. Büyücüler âleminin en şanlı ismi olan Dumbledore'un, pek çok şeyi elde edebilmesi asasının bir hareketine bağlıyken hayatta istediği en çok şeyin "yeterli sayıda yün çorap" olması ve bunun için bile sihir kullanmaması Rowling'in büyüye çizdiği ahlaki apaçık göstermekte. Kitabın ırkçı olduğu söylentisi de herhangi bir temele dayanmıyor. Evet kitap İngiliz toplumuunu eleştiriyor ama yazarın İngiliz olduğunu, çuvaldızı kendine batırmak gibi bir lüksü bulunduğunu kimse inkar demez. Muggle/büyücü ayrımcılığı yapanların sadece kötü karakterler olduğu Dumbledore'un, Harry'nin ve arkadaşlarının ırkçılık karşıtı söylemleriyle düşünüldüğünde eleştirinin haksızlığı iyice sırıtıyor. Irk demişken dördüncü kitapta yer alan ve Batılılara "uçan halılarını " pazarlamaya çalışan Ali karakteri oldukça sevimli bir figür; Bulgarlar, Fransızlar kadar ön planda olmasa da.

Ali demişken Binbir Gece Masallarını da içlerinde sihir ve büyü var diye atacak mıyız? Kitap yakma ve yaktırma sezonuna yeniden start verenler bu konuda ne düşünürler bilmek isteriz doğrusu.

E-Posta:[email protected]

19.01.2002

Nihal Bengisu Karaca