|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
 YAZARLAR

M. Nedim Hazar [email protected]
Ağaç: Toprak çeker!
Sayı: 1038 / Tarih : 24-01-2011
Kökünden dallarına, damarlarından kollarına kadar insan hayatını sarmalayan, kimi zaman da kötümser bir kadere ulaştıran bir ağaç var karşımızda. 

Aksiyon Etkileşim Kutusu
Bookmark & Paylaş
Video Foto Ses
Yazdır Arkadaşıma Gönder
Yorum yazın
Yorumları Oku

‘Eğer bir ağaca dokunursanız, siz de ağaç olursunuz; gözlerinizi kapattığınızda…’ Böyle diyor Jaco Van Dormael sarsıcı filmi “The Eighth Day- 8. Gün”de… Mongol bir çocuğun ölen annesinin ağaçlarda hayatını devam ettirdiğine inanmasıyla gelişen olaylar anlatılıyordu o filmde…

Anadolu’da binlerce yıldır devam eden bir gelenek vardır: Doğan çocuğun göbek kordonunu evin arka bahçesine gömer insanımız. Bilim, son yıllarda keşfetti göbek kordonunda insanın tüm şifrelerinin, yani gerçek kimliğinin gizli olduğunu. Ve insan ile toprak arasında bir irtibat sağlanır bu sayede. Bu nedenle kültürümüzde ‘Toprak çekiyor’ diye bir söz vardır…

Merhum Necip Fazıl’ın o muhteşem piyesi ‘Bir Adam Yaratmak’ta olaylar bahçesinde incir ağacı dikili bir köşkte geçer. Ve ağaç rol çalar sıklıkla kahramanlarımızdan.

Bu hafta vizyona giren, yönetmenliğini Julie Bertucelli’nin yaptığı Fransız-Avust- ralya ortak yapımı film ‘The Tree-Ağaç’ enteresan konusuyla gösterimdeki diğer filmlerin arasından sıyrılıyor. Hikâye şöyle: Dawn eşini kaybettikten sonra çocukları ile baş başa kalmıştır. Küçük kızı babasının ruhunun bahçelerindeki ağaçta yaşadığını ilk söylediğinde bunu çocukça bir şaka olarak kabul eder. Başta kimsenin inanmadığı bu fantastik olay, giderek aile içinde kabul görmeye başlar. Bir süre sonra çocuklar ağaçta yaşadığına inandıkları babaları ile konuşmaya başlar. Dawn da hayatta yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra çocuklarının izinden gider.

İnsan, çevresiyle kısa sürede etkileşim yaşayan bir fıtrata sahiptir. Üstelik tek yönlü bir etkileşim değildir bu. Yaşadığı ortama kokusu, karakteri, hasletleri siner insanoğlunun. Bizim ülkemizde pek görülmez ama özellikle Batı’da yaşayan insanlar, kimi zaman taşınırken evlerini de sırtlayıp götürüyorlar. Belgesel kanallarında böyle birçok belgesel izledim şahsen. Ağaç filmi de böyle bir sekans ile açılıyor: Kocaman bir ev TIR’a yüklenmiş taşınıyor…

Popüler film konteksine pek uymuyor Ağaç filmi. Bir sefer alabildiğince kahramanların iç dünyasına çekiyor bizi. Ve ritmi de, dikkatinizi dağıttınız an, sıkıcı denebilecek kadar yavaşlıyor. Lakin farklı bir dilde, özellikle çocuk ve kadın psikolojisinde derinleştiriyor kendini ve insan-ağaç ilişkisi üzerine -çok sağlam olmasa da- kafa yormaya zorluyor izleyiciyi.

Ağaç edebiyatta çok sağlam bir metafor olmuştur her zaman. Ki sinema da zaman zaman kullanır bu metaforu. Yönetmen, dişil bir vizör naifliğiyle görselleştirerek anlatıyor bize hikâyesini. Kökünden dallarına, damarlarından kollarına kadar insan hayatını sarmalayan, kimi zaman da kötümser bir kadere ulaştıran bir ağaç var karşımızda.  Hem zaten şimdilerde bebeklerinin göbek kordonlarını toprağa gömmüyor insanlar, tıbbi atık kümeleri çekiyor en fazla bizi!

 

Ağaç (The Tree)

Yönetmen: Julie Bertuccelli

Oyuncular: Charlotte Gainsbourg, Marton Csokas, Morgana Davies, Aden Young, Tom  Russell,

Gabriel Gotting

Tür: Dram

Süre: 100 dakika

2010, Avustralya, Fransa

 

DRACOOLA:  Güldüremeden…

 

Yabancı kült filmlerden parodi üreterek gişe yapmak gibi çok değerli bir damar buldu Türk sineması. Şafak Sezer’in açtığı yolda hiç durmadan koşanlar var. Dracoola da bunlardan biri. Ersin Korkut, küçük rolleri artık aştığını da göstermek istiyor bu filmde. Merak edenler için öykü şöyle: Henüz minik bir bebekken kendisini cami avlusunda bulan yavru Sebo (Sebahattin), güvercinlerin ve kumruların yemleriyle beslenip kendi kendini yetiştirmiştir. Aklı başına geldiğinde zengin bir iş adamının konağında iş bulan ve kızı Demet’e platonik bir aşkla bağlanan Sebo’nun mutluluğu bir anda bozulur. Bir gece yarısı ansızın müştemilatın kapısı çalınır, gelen efsanevi kan emici Kont Dracula’dır. Vakti bol olanlara hitap ediyor.

 

BÜYÜK SIR:  Paranoya ile beslen

 

Aaron Schneider’ın yönettiği ve Robert Duvall, Bill Murray, Sissy Spacek ile Lucas Black’ın oynadığı Büyük Sır (Get Low),  kasabalı paranoya meselesine eğiliyor. Ormanda tek başına yaşayan Felix Bush’tan bütün kasaba halkı yıllardan beri uzak durmuş, korkmuştur. Gözü dönmüş bir katil ve cani olduğuna dair hikâyeler anlatılan Felix, günlerden bir gün, elinde tüfeği ve bir tomar parayla kasabaya iner ve henüz hayattayken kendi cenaze törenini düzenlemek istediğini söyler. Cenaze levazımatçısı Frank ve çırağı Buddy, kısa sürede Felix’in asıl amacını öğrenirler.

 

AYI YOGİ:  Yaşasın direnişimiz!

 

Çocukluğumuzun kült animasyonu Ayı Yogi yepyeni teknoloji ile günümüz çocuklarına tanıtılıyor. Şahsen dublajına ve esprilerine bayıldığım filmin hikâyesi şöyle: Jellystone Parkı ziyaretçilerinin sayısı düşmektedir ve bu nedenle Belediye Başkanı Brown parkı kapatıp arazisini de satmayı planlamaktadır...  Bu, ailelerin doğanın güzelliklerini keşfedebilecekleri çok güzel bir piknik alanından mahrum kalmaları anlamına gelmektedir. Bundan daha da kötüsü Jellystone Parkı’nda yaşayan Yogi ve yakın dostu Boo Boo ev olarak bildikleri bu parktan atılacaklardır. 

 

24.01.2011