‘Stratejik akıl’ geleceği planlayan akıldır. Söz konusu olan bir siyasi parti ise, yapacağınız planlar hem ülkenizin çıkarlarını hem partinizin çıkarlarını en azami ölçüde buluşturuyorsa, iyi bir stratejik akla sahipsiniz demektir.
Bence şu sıralar MHP, böyle bir stratejik akıl noktasında ciddi sıkıntı yaşıyor. Çünkü varsa, öyle bir stratejik değerlendirmenin ürünü olması gereken politika, hem parti adına hem ülke adına hiçbir getiriyi öngörecek nitelik taşımıyor.
Anayasa değişikliğine yönelik halk oylamasında “Hayır” oyu vermek ve bunu, hükümetin “Açılım” politikalarına tepki gerekçesine dayandırmak...
İşte bu politika, partinin tabanla ilişkilerini tam bir çıkmaza sürüklemesi yanında, terör örgütü ve onun siyasi uzantılarıyla paralel düşmek gibi, gerçekten akıl almaz sonuçlara da kapı aralıyor. Yani neredeyse partinin varoluş mantığı ile çelişen sonuçlar doğuruyor.
Bu yüzden de, Vedat Bilgin gibi, MHP’ye gerçekten çok şey verecek olan isimlerle, ülkücü camianın kadim isimleriyle partinin ilişkilerinde sorun yaşanıyor.
Geçtiğimiz hafta, Zaman Gazetesi’nde (22 Ağustos 2010), MHP’nin duruşunu gerçekten stratejik akıl planında tahlil eden bir yazı yayımlandı.
Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışan, SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) mensubu Hüseyin Yayman imzalı yazı, MHP’nin halk oylamasındaki “Hayırcı” tavrının, stratejik planda ne anlama geldiğini ve partiye neye mal olacağını en net biçimde ortaya koymaktaydı.
Yazıdan, orada görmeyenler için geniş bir alıntı yapacağım.
Tüm bu değerlendirmeler, MHP yönetimini hangi “düşmanca” yoruma maruz bırakırsa bıraksın, hâlâ MHP için kendi kendini gözden geçirme fırsatı vermektedir.
Gelin okumaya başlayalım:
“MHP bugün yeni bir siyasi ve dolayısıyla fikri krizle karşı karşıyadır. MHP, bu krizi doğru yönetemez ve tabanını ikna edemezse yeni bir ideolojik çatlama ve en sonunda yeni bir ayrışma yaşayabilir.
“1999 genel seçimlerinden bu yana yaşanan seçmen değiştirme pratiği aynı zamanda partinin kimlik değiştirmesine yol açıyor. Orta Anadolu’daki muhafazakâr-milliyetçi tabanının bir kısmını Adalet ve Kalkınma Partisi’ne kaybeden MHP, bu kaybını Batı Anadolu’da ve Trakya’da CHP’den oy devşirerek telafi etmektedir.
...
“MHP, referandumda şehirli modern, laik hassasiyeti yüksek, yer yer ulusalcı, kalıcı olup olmadığı henüz belli olmayan Batılı ‘misafir seçmenlerinin’ tercihine uyarak onu bugünlere getiren milliyetçi asabiyesi güçlü, muhafazakâr-dindar tabanını dışarıda bırakmıştır. Devlet Bey, Batılı seçmeni değiştiren bir liderlik anlayışı yerine, partisinin duruşunu değiştirme yoluna gitmektedir.
...
“MHP referanduma ‘hayır’ derken farkında olmadan ciddi bir siyaset mühendisliği operasyonuna uğradığını göremiyor. Siyasetin ‘evet-hayır’ parantezine sıkıştığı ve kutuplaşmanın had safhaya çıktığı bir ortamda MHP’nin ‘hayır’ cephesinde CHP ile yan yana durması zaten geçişken olan tabanın CHP’de toplanmasına yol açabilir. MHP referanduma ‘hayır’ derken CHP’yi bir cazibe merkezi haline getirerek ‘AK Parti gitsin’ diyenlerin birinci adresi haline getirebilir.
...
“Parti yönetiminin ‘hayır’ kararı uzun dönemde ‘başörtüsü, idam’ gibi başını ağrıtan yeni bir problemle baş başa bırakacaktır. MHP ‘hayır’ demek suretiyle geleneksel tabanıyla arasına biraz daha mesafe koyuyor ve yabancılaşmasını hızlandırıyor. MHP ‘hayır’ diyerek öz tabanını oluşturan ‘dindar-muhafazakâr’ tabanının çekim alanından çıkıp, laik hassasiyeti yüksek, yer yer ulusalcı ve devletçi bir tabanın ipoteği altına giriyor.
...
“CHP’ye referandum öncesi yapılan operasyon, referandum sonrasında muhtemelen MHP’de yapılmak istenecektir. Bunun yanında Batı’daki ‘misafir’ seçmeni Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine, Orta Anadolu’daki seçmenini daimi olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’ne kaptırma ihtimali bulunmaktadır. Her halükarda referandum sonrasında MHP, zorunlu bir ideolojik ve örgütsel restorasyona gitmek durumunda kalacaktır.
...
“MHP, toplumun anayasa değişikliğini yeterli görmemekle birlikte bu değişikliğe sembolik bir anlam yüklediğini göremiyor. MHP süreci eksik analiz ederek, yeni Türkiye’yi okuyamıyor. ‘Yeni ve küçük’ MHP, misafir tabanın reaksiyonuyla ‘hayır’ derken, ‘kadim ve ekber’ MHP ise ‘evet’ diyor. MHP yönetimi demokrasinin ve son tahlilde milletin yanında yer almayarak kendini inkâr edercesine ‘MHP’nin küçülmesine’ zemin hazırlıyor. MHP, ‘hayır’ demek suretiyle ‘Büyük Türkiye’nin kurulmasına mani oluyor. 12 Eylül’ün mağduru olmuş bir hareketin, 30 yıl sonra Eylülist dönemin savunuculuğuna soyunması partide yaşanan ‘kafa karışıklığını’ ortaya koyuyor.”
Yukarda yaptığımız alıntılarda sadece “MHP referanduma ‘hayır’ derken farkında olmadan ciddi bir siyaset mühendisliği operasyonuna uğradığını göremiyor.” cümlesi bile, MHP’nin varlığını önemseyen bir partili için alarm niteliği taşıyabilir.
Ya şu cümleye ne dersiniz?
“MHP ‘hayır’ demek suretiyle geleneksel tabanıyla arasına biraz daha mesafe koyuyor ve yabancılaşmasını hızlandırıyor. MHP ‘hayır’ diyerek öz tabanını oluşturan ‘dindar-muhafazakâr’ tabanının çekim alanından çıkıp laik hassasiyeti yüksek, yer yer ulusalcı ve devletçi bir tabanın ipoteği altına giriyor.”
Cevaplanması gereken soru şu:
MHP’nin şu andaki tavrı böyle bir sonuç doğuracak mı, doğurmayacak mı? MHP için böyle bir “laik, ulusalcı, devletçi ipotek” söz konusu mu, değil mi?
Şu tespit ne kadar önemli:
“MHP süreci eksik analiz ederek, yeni Türkiye’yi okuyamıyor. ‘Yeni ve küçük’ MHP, misafir tabanın reaksiyonuyla ‘hayır’ derken, ‘kadim ve ekber’ MHP ise ‘evet’ diyor. MHP yönetimi demokrasinin ve son tahlilde milletin yanında yer almayarak kendini inkâr edercesine ‘MHP’nin küçülmesine’ zemin hazırlıyor. MHP, ‘hayır’ demek suretiyle ‘Büyük Türkiye’nin kurulmasına mani oluyor.”
Bu değerlendirmeler MHP üst yönetimi için ne anlam ifade eder, söylemek zor. Zor olan, üst yönetimin “yeni ve küçük MHP”ye mi, yoksa “kadim ve ekber MHP”ye mi mensup oldukları hakkında bir kanaat belirtme zorluğudur.
Bugün artık dünya âlem biliyor ki halk oylamasında çıkacak olan “Hayır” oyları, CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun “Alternatif”lik iddiasına zemin teşkil edecektir.
Peki, MHP ne umuyor?
Hiç.
Peki, “Hiç”in üzerine strateji kurulur mu?
Böyle bir “Hiçlik” stratejisini Ağar ve Mumcu da uygulamış ve sonunda kendileri ile birlikte partilerini de tarihin mezarlığına gömmüşlerdi.
MHP, o deneyimi gördü ve farklı bir atakla, oradaki yıkımı kendi artısı haline getirdi.
Şimdi, “Hiçlik politikası” MHP’nin yakasına yapışmış durumda.
MHP, “Hayır” çığlıkları ile referanduma doğru koşarak gidiyor.
Bu aslında, uçuruma doğru gidişten başka bir şey değil.
Şurada kalan beş-on gün içinde stratejik bir intibah olmaz da, bu anlamsız koşuya devam edilirse, işte o noktada MHP için “ideolojik ayrışma ve çatlama” gibi bir kıyamet zuhur edecektir.
Şu ana kadar MHP tabanından çok sesler yükseldi, ama yukardaki çelik duvarları aşıp akıl planına girmedi. Bekleyelim bakalım son anda bir stratejik intibah olacak mı?